|
Vitaminler
VİTAMİNLER
Ülkemizde ve dünyada son yıllarda
vitamin ve mineral ilaçları yanı sıra besin desteği ürünleri
tüketiminde büyük bir artış vardır. Bu ilaçların ve ürünlerin
kullanımının bilinçsizce yapıldığı ve bazı kişilerde yan etkiler
yaptığı bilinen bir gerçektir. Özellikle bitkisel olarak tanımlanan ve
doğal olduğu iddia edilen besin destekleri reçetesiz satıldığı için
satın almak veya ulaşmak kolaydır. Halbuki bu ürünlerin de bir doktorun
gözetiminde kullanılması gerekir. Özellkle hastalığı olan ve ilaç
kullanan kişilerin bu tür bitkisel-herbal ürünler kullanırken daha çok
dikkatli olmaları gerekmektedir. Bu ürünlerin hastalık tedavisi için
kullanılamayacağı dsadece destek ürünleri olduğu veya tamamlayıcı
oldukları unutulmamalıdır. İlaçları bırakıp sadece bu tür bitkisel
besin destekleri ürünleriyle tedavi olmayı düşünmek kadar yanlış bir
şey olamaz.
Vitamin ve mineraller günlük diyetin
vazgeçilemez besin ögleridir. Yeterli ve dengeli beslenmek vitaminlerin
ve minerallerin yeterli alınmasını sağlar. Bununla birlikte bazı
şartlar altında ve belirli yaş grubunda ilave vitamin ve mineral
desteğine ihtiyacımız olmaktadır. Bazı kişiler doktoruna sormadan
rastgele vitamin ilaçları almaktadır. Bu ilaçların da fazlası
zararlıdır ve kullanımı konusunda bilinçli olmak gerekmektedir.
Vitaminler, vücudumuzdaki birçok
metabolik olayın gerçekleşmesinde önemli görevleri olan maddelerdir.
Vücudumuz vitaminleri kendisi yapamadığından gıdalarla almak zorundayız.
Vitaminler, vücudumuzda görev yapan
enzim adı verilen proteinlerin yapısına girerek biyolojik olayların
düzenlenmesini sağlar. Vitaminler olmadan vücuttaki bir çok faaliyet
başlatılamaz ve sürdürülemez.
Vitaminleri yeterli almanın en iyi
yolu dengeli beslenmek ve farklı gıdaları yemektir. Farklı gıda yemek
çeşitli vitaminleri ve mineralleri almamaız açısından çok önemlidir. Bu
şekilde beslenen bir kişinin ilave vitamin-mineral almasına gerek
kalmaz. Bazı durumlarda ise ilave vitamin ilacı almak gerekebilir.
Ancak yüksek dozda alınan bazı vitaminler vücudumuzda birikerek zararlı
olur. Bu nedenle vitaminler gelişigüzel kullanılacak ilaçlar değildir.
Vitamin eksikliğinde sağlık sorunları
yavaş yavaş ortaya çıkar, zaman içinde yorgunluk veya başka şikayetler
görülür. Bir sonraki aşama bedensel rahatsızlıktır. Vitamin eksikliği
giderilmez ise ölümle sonuçlanabilecek ciddi hastalıklar ortaya
çıkabilir.
Her vitaminin değişik görevleri
vardır. Doğal ve sentetik vitaminler arasındaki fark henüz tespit
edilememiştir. Dengeli beslenerek vitamin ve mineral ihtiyacımızı doğal
besinlerden yeterli derecede karşılayabiliriz. Bununla birlikte
bebekler, gebeler, yaşlılar, alkolikler, sigara içenler, uzun süreli
ilaç kullananlar, vejetaryenler ve zayıflama diyeti uygulayanlara
vitamin desteği gerekir.
Vitamin ve minerallerin kalorisi
yoktur, kilo yapmaz. Tüm vitamin ve mineraller gıdalarda bulunur. Uzun
zaman vitamin ve mineralden eksik beslenirseniz vitamin yetmezliği
ortaya çıkar. Vitaminlerin en iyi şekli vitamin ilaçları değil
gıdalarda olanlardır.
Yağda Eriyen ve Suda Eriyen Vitaminler:
Vitamin ve minerallerin çoğu ince
bağırsakların üst kısmından emilir. B12 vitamini ve mağnezyum ise ince
bağırsağın ileum ve jejunum kısmından emilir.
Vitaminler, yağda çözünen ve suda çözünen vitaminler olmak üzere 2 gruba ayrılır. A,D,E ve K vitaminleri yağda çözünürler.
Yağda çözünen vitaminlerin emilimi için bağırsaklarda safra keseinden
gelen safraya ihtiyaç vardır. Yağda eriyen vitaminler kanda yağla
birlikte dolaşır ve yağ hücrelerinde depolanırlar. Yani yağda çözünen
A, D, E ve K vitaminlerinin fazlası vücutta birikir ve fazlası atılmaz.
B vitaminleri ve C vitamini gibi suda
çözünen vitaminler vücudumuzda kolayca emilir. Yağda eriyen
vitaminlerin aksine suda eriyen vitaminler bağırsaklardan emilmesi için
safra asitine ihtiyaç duymazlar. Vücudumuz suda eriyen vitaminleri
(ADEK vitaminleri dışındaki bütün vitaminler) idrarla atılırlar yani
vücutta birikmezler.
Amerikan Diyetisyenler Derneği’nin Vitamin Kullanım Önerileri aşağıdaki gibidir:
- Folik asit vitamini: Gebelik döneminde her gün 400 mikrogram alınmalıdır. Bebekte sakatlık gelişmesini önler.
- Midesinde atrofik gastrit
isimli bir hastalığı olanlarda B12 vitamini desteği gerekebilir. 50
yaşından büyüklerin % 10-30’unda B12 vitamini eksikliği olabilir. Bu
kişilerin B12 vitamini alması gerekir.
- Kalsiyum: 9-18 yaş arası 1300 mg/gün
- Yaşlılarda ve kadınlarda menopoz sonrası D vitamini alınmalıdır.
- Vejetaryenler (et yemeyen, sadece sebze ve meyve yiyenler): B12, D vitamini ve kalsiyum almalıdır.
- Gebelikte demir ilavesi gerekir.
- 65 yaşın üzerindeki kişiler, B6, B12, folik asit vitamini ve D vitamini almalıdır.
- Menopozdaki kadınlar ilave kalsiyum ve D vitamini almalıdır.
- Yeterince yemek yiyemeyen kişiler ilave vitamin almalıdırlar
- Düşük kalorili diyet yaparken (günlük 1200 kalorinin altında diyet yaparken) ilave vitamin alınmalıdır.
- Sigara içenler, C vitamini, B6 vitamini ve folik asit vitamini almalıdırlar
- Aşırı alkol alıyorsanız tiamin vitamini, folik asit vitamini, A vitamini, D vitamini ve B12 vitamini almalısınız
- Gebe olanlar kalsiyum, folik asit, biotin ve demir desteği almalıdır.
- Bağırsak hastalıkları medeniyle alınan besinlerin bağırsaklardan emiliminin bozukluğu varsa ilave vitamin almak gerekir.
- Şeker hastalığınız varsa damar sağlığı için tiamin vitamini alınız
- Sık
hasta olanlarda bağışıklık sistemi zayıftır ve bunun temelinde vitamin
eksikliği olup olmadığı araştırılmalı ve eksik vitaminler verilmelidir.
- Yaşlı
kişiler eğer yeterince yemek yitemiyorsa, güneş ışığı görmüyorsa,
laktoz intoleransı varsa ve mide asit değişikliğine bağlı B12 vitamin
emilmesi bozukluğu varsa vitamin alınmalıdır.
- Vejeteryan olup tavuk, yumurta yemeyen ve süt ürünü içmeyen veya tüketmeyenlerde B12 vitamin eksikliği olur.
- Laktoz intoleransı (süt içince ishal olmak) olanlar veya süt veya süt ürünü sevmeyenler vitamin almalıdır
- Kronik hastalığı olup bu nedenle düzenli ilaç kullanan veya ameliyat olanlar
- Öğün atlayan ve bunu devamlı yapan kişiler
- A vitaminin fazla alınırsa vücutta birikir ve zararlı olur.
- B6 vitamini, D vitamini, niasin vitamini, demir ve selenyum minerallerinin fazlası zararlıdır.
- D vitamini fazla alınırsa kanda kalsiyum aşırı yükselir ve zararlı olur.
- Gebeliğin ilk üç ayında fazla A vitamini alınırsa, çocukta sakatlık yapar.
- Yüksek dozda E vitamini almak K vitamininin etkisini bozduğundan Coumadin isimli kanı sulandıran ilaç kullanan kalp hastalarında zararlı olabilir
- Çinkonun fazla alınması vücut direncini (bağışıklık sistemini) bozar ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterolü azaltır.
- Yüsek dozda multivitamin alan erkeklerde prostat kanser riskinin arttığı saptanmıştır.
19-50 yaş arası 1000 mg/gün
51 yaş üzeri 1200 mg/gün alınmalıdır.İlave vitamin alınması gereken durumlar aşağıda verilmiştir:Çoğu İnsanın Alması Gereken Vitaminler:
Yapılan çalışmalar çoğu insanın
günlük beslenmesi ile yeteri kadar folik asit vitamini, B6 vitamini,
B12 vitamini, D vitamini ve E vitamini alamadığını göstermiştir. Bu
vitaminlerin ilave olarak standart multivitamin ilaçlarla alınması
uygundur. Çok fazla vitamin içeren, ‘’mega’’ veya ‘’hiper’’doz denilen
vitamin ilaçlarını almaya gerek yoktur. Gebelikte ilk ay mutlaka günlük
400 mikrogram folik asit alınmalıdır. Gebelikte multivitamin de
alınabilir. Ancak gebeliğin ilk 3 ayında fazla A vitamini alınması
zararlıdır.. Yine g
Yüksek Dozda Vitamin Almanın Zararları:Vitamin İlacı Kullanırken Nelere Dikkat Etmeli?
Vitamin ilaçları kullanırken aşağıdaki hususlara dikkat etmeliyiz:
1- İlacın etiketini ve prospektüsünü
okuyunuz: İlacın içinde bulunan maddeleri ve vitaminleri okuyunuz.
Vitaminlerin miligram ve ünitelerine dikkat ediniz.
2- Üzerinde ‘’Mega’’ , ‘’Süper’’, ‘’Hiper’’ yazan ürünleri kullanmayınız. Bu ürünlerde aşırı dozda vitamin olabilir.
3- Vitamin ilacının içinde başka ilave maddeler veya kimyasal ürünler olmamasına dikkat ediniz.
4- Son kullanma tarihine dikkat ediniz.
5- İlaçları serin, kuru yerde saklayınız. Nemli ortamda bulundurmayınız.
D VİTAMİNİ
D VİTAMİNİNİN ÖNEMİ:
D vitamini yetersizliği ulkemizde yaygindir. Kas ağrıları, halsizlik,
kemik agrilari varsa, çocukuluk , yaşlılık ve menopoz doneminde daha
onemli olmak uzere her yaşta mutlaka senede bir defa D vitamini duzeyi
(25OH D) olcturunuz. Eksiklik varsa bir ENDOKRIN UZMANINA basvurunuz.
D vitaminine tıp dilinde kalsiferol adı da
verilir. D vitamininin D2 ve D3 olmak üzere iki tipi vardır. Yağda
çözünen bir vitamin olan D vitamini ya besinlerle alınır ya da
cildimizde güneş ışığının etkisi ile oluşur. Bitkilerde veya gıdalarda
D2 vitamini vardır. Vücuda giren D vitamini karaciğer ve böbrekte
değişime uğrayarak daha etkili bir kimyasal yapıya kavuşur. Kanımızda
ise en fazla 25 OH D kimyasal yapısı şeklinde bulunur. Cildimizde
güneşin etkisiyle oluşan D vitaminin fazlası güneş ışığı tarafından yok
edilir. O nedenle fazla güneşte kalma nedeniyle D vitamini zehirlenmesi
oluşmaz.
Kandaki kalsiyumun normal sınırlarda olmasını D
vitamini ve paratiroit hormonu ayarlar. Boynumuzun ön tarafında bulunan
tiroit bezinin arkasına yerleşmiş paratiroit bezlerinden salgılanan paratiroit
hormonu ile D vitaminin etkili çalışması sonucunda kan kalsiyum
düzeylerinde bozulma (azalma veya artma) olmaz. D vitamini, gıdalarla
alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilimini, kemiklerden kalsiyumun geri
çekilmesini ve böbreklerden kalsiyumun tekrar geri emilmesini
sağlayarak kan kalsiyumunu normal sınırlar içinde tutar.
D Vitaminin Görevleri:
· Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda olmasını sağlar.
· Bağırsaklardan kalsiyum emilimini sağlar.
· Kemiklerin güçlü olmasını sağlar.
· Çocuklardaki Raşitizm hastalığı ve erişkinlerde osteomalazi denen kemik hastalıklarının oluşmasını önler.
· Vücut direncini yani bağışıklık sistemini güçlendirir
· Pankreas bezinden insülin hormonunun salgılanmasını düzenler.
· Damarlardaki kan basıncını yani tansiyonu düzenler ve yüksek tansiyon yüksekliğini azaltır
· D vitamini, kemik ve diş dokusunun gelişimi için
gereklidir. Bu yüzden çocuklarda ihtiyaç daha fazladır. Eksikliğinde
diş ve kemikle ilgili bozukluklar meydana gelir.
· D vitamini bazı kanserlerin, otoimmün
hastalıkların, kalp hastalıkları ve Tip 1 diyabetin gelişimini ve
tüberkuloz (verem) gelişmesini önler.
· D vitamini kaslara güç verir, eksikliğinde kas
güçsüzlüğü ve ağrı olur. Atletlerin performansında D vitamini bu
nedenle önemlidir. Yaşlılarda kasları güçlendirerek düşmeleri önler.
· Depresyon ve şizofreniden korur.
D Vitamini hangi Besinlerde Bulunur?
D vitamini özellikle yağlı balıklarda (somon balığı,
karides) ve balık yağında vardır. Yumurta sarısı, karaciğer, peynir,
süt ve süt ürünlerinde de bulunur. Vücutta yeterli D vitamini olması
için güneş ışığından da yararlanılmalıdır.
D vitamine ihtiyaç 19-50 yaş arasında günlük 200 ünite, 51-70 yaş arası 400 ünite ve 70 yaşın üzerinde 600 ünite kadardır.
D Vitamini Yetmezliği:
D vitamini yetmezliği halen çocuklarda ve erişkinlerde yaygındır.
D vitamini yetmezliği varsa besinlerle alınan
kalsiyumun ancak % 30’u bağırsaklardan emilebilir ve bu nedenle kan
kalsiyum seviyesi düşer.
D vitamini eksikliği, bu vitaminin besinlerle az alınması veya az güneş görülmesi durumunda oluşur. Raşitizm ve osteomalazi
kemik hastalıklarıdır ve D vitamini eksikliğinde ortaya çıkarlar.
Çocukluk ve gelişme çağında D vitamini eksikliği varsa, kemiklerde
Raşitizm denen hastalık oluşur. Raşitizm hastalığında kemiklerde
mineral eksikliği vardır. Bu nedenle kol ve bacak kemikleri eğrilir,
bıngıldaklar geç kapanır ve kaburgalarda bozukluklar oluşur.
Erişkinlerde ise D vitamini eksikliğinde osteomalazi denen
kemik hastalığı oluşur. Bu hastalarda kemikteki mineraller kaybolur ve
sonuçta kemik ağrıları gelişir. D vitamini eksikliğinde kaslarda
güçsüzlük ve ağrı da meydana gelir.
Erişkinlerde D vitamini eksikliği oluşursa kanda kalsiyum düşmeye başlar ve vücut bu düşüklüğü önlemek için boynumuzda tiroit bezinin arkasında bulunan paratiroit bezlerinden paratiroit hormonunun salgısını artırır ve artan paratiroit hormonu kemiklerden kalsiyum çekerek kan kalsiyumunu yükseltir. Bu nedenle vitamin D eksikliği olan kişilerin kanlarında paratiroit
hormon düzeyi yüksek çıkar. Demekki kan kalsiyumunda hafif düşüklük ve
paratiroid hormonunda hafif fazlalık D vitamini eksikliğinin
belirtisidir.
D vitamini eksikliğine bağlı olarak bazı kişilerde kaslarda ağrı ve güçsüzlük olabilir.
Otuz yaşına kadar olan insanların % 30’unda D
vitamini eksikliği vardır. Yaşlılıkta ve güneş görmeyen kişilerde
eksiklik daha fazla saptanır. Şişman kişilerin çoğunda da D vitamini
eksikliği oluşabilmektedir. Şişman kişilerde kandaki D vitamini yağ
hücrelerinde birikir ve kullanılamaz. D vitaminin hafif eksikliklerindeosteoporoz dediğimiz kemik erimesi ortaya çıkar. Şiddetli eksikliğinde ise raşitizm ve osteomalazi
denen kemik hastalıkları ve kas güçsüzlüğü oluşur. Osteoporozda
kemiklerde ağrı olmaz iken osteomalazi kemik ağrısı oluşur.
Osteomalaziyi anlamak için sternum kemiğine (göğüste öndeki iman
tahtası denen kemik) ve bacak kemiğine basmakla ağrı olur. Bu nedenle
kemik ve kas ağrısı olanlarda D vitamini düzeyine bakmakta fayda
vardır.
D vitamini az olan gebelerde preeklampsi denen hastalık daha fazla görülmektedir.
D vitamini eksikliği olup olmadığını anlamak için
kandaki 25 (OH) D düzeyi ölçülmelidir. Kanımızda dolaşan D vitaminin
çoğu 25(OH) D şeklinde bulunmaktadır. Kandaki D vitamini (25 OH D)
düzeyin 20 ng/ml’den az ise D vitamini yetmezliği vardır. D vitamini
azaldıkça kanda paratiroid hormonu artar. Ancak mağnezyum eksikliği
varsa D vitamini eksikliğinde paratiroid hormonu yükselmez. Kandaki D
vitamini düzeyi 20 ng/ml’den 32 ng/ml’ye çıkarılınca ince
bağırsaklardan kalsiyum emiliminin % 45-65 oranında arttığı
saptanmıştır. Kandaki D vitamini 30 ng/ml’den fazlaysa yeterli D
vitamini vardır, denir. Bu tanımlamaya göre dünyada 1 milyar insanda D
vitamini eksikliği olduğu saptanmıştır. Menopozdaki kadınların %
50’sinde D vitamin eksikliği vardır. Ülkemizde de çocuk ve genç
erişkinlerde % 30-50’sinde D vitamini eksikliği vardır.
Yılda bir defa kanda 25 (OH) D3 vitamin düzeyine bakmak, bazı hastalıklardan ve kemik erimesinden korunmak için çok önemlidir.
Kandaki 25 OH D vitamin düzeyi 10 ng/ml’den az ise,
şiddetli D vitamini eksikliği vardır. D vitamini düzeyi devamlı olarak
10 ng/ml’nin altındaysa, önce kemiklerde ve kaslarda ağrı, sonra da
kemik erimesi gelişir..
D Vitaminin Hastalık Önleme Etkisi:
D vitamini eksikliği olan kişilerde prostat ve meme kanseri sıklığının arttığı saptanmıştır.
D vitamini Multipli skleroz denen bir sinir-beyin hastalığında bu hastalığa ait bazı komplikasyonları önler.
D vitamini, şeker hastalığı gelişiminini de
önleyebilmektedir. Bir yaşından itibaren günde 2000 IU D vitamini alan
çocuklarda Tip 1 şeker hastalığı görülme riski %80 azalmaktadır. D
vitamini yeterli alanlarda tansiyonda da düşme oluşur.
D vitamini alanlarda başka hastalıklardan ölüm sıklığında azalma saptanmıştır.
Yeterli D vitamini alanlarda ve kan seviyesi 50
ng7ml civarında olanlarda meme, kolon ve rektum kanser görülme sıklığı
azalmıştır.
D vitaminin kardiyovasküler hastalaıklardan koruduğu da ortaya konmuştur.
D Vitamini Ne Kadar Almalı?
50 yaşın üzerinde D vitamini alımı yetersizdir. 50
yaşına kadar günde 200 ünite, 50-70 yaş arası 400-600 ünite D vitamini
alınmalıdır. Ancak yapılan çalışmalar yetersiz güneş ışığı alan çocuk
ve erişkinlerin 800-1000 ünite D vitamini almak gerektiğini ortaya
koymuştur. Bu nedenle herkesin günlük 800 ünite D vitamini alması
uygundur.
En kolay D vitamini alma yolu günde en az 15 dakika
güneş ışığına maruz kalmaktır. Her gün el, yüz ve kolların 15 dakika
güneş görmesi gerekir. Haftada 4-6 defa bu işlemi yapmak faydalıdır.
Eğer bu mümkün değilse, en azından günlük 400 ünite D vitamini almak
faydalı olur. Güneş görmeyen ülkelerde yaşayan insanlarda D vitamini
vücutta daha az olduğundan multipl skleroz denilen hastalık daha çok görülür.
D vitamini eksik kişilerde vitamin D2 ‘nin 50.000
ünitelik kapsülü haftada bir verilir ve 8 hafta süreyle verilir. Daha
sonra her 2-4 haftada bir verilir. Diğer bir tedavi şekli ise her gün
1000 ünite D3 vitamini veya 3000 ünite D2 vitamini hergün verilmelidir.
Yeterli D vitamini alım miktarı erişkinler için
günlük 400 ünitedir. 70 yaşın üzerinde bu doz günde 800 ünite olmalı ve
birlikte 1200 mg kalsiyum almalıdır.
D Vitamini Hangi İlaçlarla Birlikte Alınmamalıdır?
D vitamini aşağıdaki ilaçlarla birlikte alınmamalıdır. Bunlar D vitamininin emilimini bozar.
· Kolestiramin
· Orlistat (Xenical)
Kimler İlave D Vitamini Almalıdır?
- 50 yaşın üzerinde olanlar
- Güneş görmeyenler
- Bağırsaklardan yağ emiliminin bozuk olduğu hastalar
- Osteoporoz denilen kemik erimesi olanlar
- Crohn hastalığı denen bağırsak hastalığı olanlar, karaciğer hastalığı ve mide ameliyatı geçirenler
- Kortizon ilacı kullananlar
- Alzheimer hastalığı olanlar
- Tegretol ve benzeri epilepsi (sara) ilacı kullanan hastalar
- Mantar ilacı ketokonazol kullananlar
- Nefrotik sendrom denen böbrek hastalığı olanlar
- Hastanede veya evde uzun süre kalan ve güneş görmeyenlerde
- Böbrek yetmezliği olanlarda
D Vitamini Aşırı Alımının Zararları Nelerdir?
D vitamini günde 1000 üniteden fazla alınmamalıdır. D vitamini aşırı alındığında aşağıda sıralanan zararlı etkiler oluşur:
- Bulantı
- Kusma
- İştah kaybı
- Kabızlık
- Halsizlik
- Kilo kaybı
- Kandaki kalsiyum düzeyinde artma
KAYNAK.: Prof Dr Metin Ozata, Vitamin Mineral Bitkisel Urunler Kullanım Rehberi, Gurer yayinlari, 2008
GÖZLERIN DOSTU A VİTAMINI NASIL KULLANILIR?
A VITAMİNİ
A vitamini buyume, cilt gelisimi, gorme
fonksiyonlari, ureme, kemik buyumesi, hucre bolunmesi ve
farklilasmasinda ve mikroplarin yaptigi enfeksiyonlara karsi vucut
direncinin guclendirilmesinde (lenfosit hucrelere yardimci olarak)
gorev alan bir vitamindir. A vitamini ayrica bagisiklik sistemini de
guclendirir. A vitaminine tip dilinde retinol veya retinoik asit adi
verilir. A vitamini aslinda 3 sekilde bulunur ki bunlar retinol,
beta-karoten ve katoneoidlerdir. A vitamini hayvansal besinlerde
retinal ve retinol isimli maddeler halinde bulunur ve bunlar vucutta A
vitaminine donusurler. Retinol A vitaminin en aktif formudur. Bitkisel
besinlerde bulunan beta karotene provitamin A da denir ve vucudumuzda A
vitaminine donusmektedir. A vitaminin 2/3’si beta-karoten yoluyla
alinir. Vucutta A vitamininin %90’ni karacigerimizde depolanir. Buradan
retinol baglayici proteine (RBP) baglanarak vucuda dagilir.
A Vitamininin Bulundugu Gıdalar:
A vitamini hayvansal ve bitkisel gidalardan
alinabilir. Hayvansal gidalardaki A vitamini aktif sekli olan retinol
seklindedir. Bitkisel gidalarda ise A vitamini karotenoid seklindedir.
Hayvansal gidalardaki A vitamini bitkisel gidalara gore daha kolay
emilir.
A vitamini en cok karaciger, sut, peynir, yumurta
sarisi, patates, balik, kuru kayisi, havuc, tatli patates, ispanak,
kabak, marul, tere, roka, brokoli, koyu yesil renkli sebzeler, seftali,
ve portakal gibi besin maddelerinde bulunur.
A vitamininin baslica gorevlerinden biri gorme ile
ilgilidir. Gozun arka tabakasina retina ismini vermekteyiz. A vitamini
burada bulunan rodopsin denen ve isigi taniyan proteinlere baglanarak
geceleri gormemizi saglar. A vitamini ya da retinol eksikliginde gece
korlugu denen gece gorememe hastaligi olusur.
A vitaminin azligi da fazlasi da gebelerin sakat
cocuk dogurmasina neden olmaktadir. Bebegin gelisimi sirasinda A
vitamini onemli rol oynar.
A Vitamininde Günlük İhtiyaç:
Gunluk A vitamini ihtiyaci 19 yasin uzerindeki
kisilerde, erkekler icin gunde 3000 unite (900 mikrogram), kadinlar
icin gunluk 2.330 unite (700 mikrogram ), gebelikte 2.665 unite ve
emzirirken 4.335 unitedir.
Saglikli kisilerde karacigerde yeteri kadar A
vitamini depolanmis olup gecici veya kisa sureli yag emilim
bozuklugunda A vitamin yetersizligi olmaz. Ancak uzun suren yag emilim
bozuklugunda A vitamini yetersizligi olusabilir. Yumurta ve sgut
urunleri yemeyen vejeteryan kisilerde A vitamin eksikligi olabilir. Bu
kisilerin koyu yesil yaprakli sebzeler ile koyu sari meyve ve portakal
yemelidir.
A vitamini yetersizliginde su bulgular ortaya cikar:
• Gece korlugu
• Gozyasinin azalmasi ve kuru goz (Kseroftalmi)
• Goz kornea tabakasinda yara
• Enfeksiyonlara direncin azalmasi ve cocuklarda ust solunum yolu enfeksiyonu, grip, nezle ve ishalin sik sik tekrarlanmasi
Asagidaki durumlarda A vitamini eksikligi gorulur:
• Protein eksikligi ve cinko eksikligiyle birlikte
• Demir yetmezligi ile birlikte
• Asiri alkol alanlarda
• Bagirsaklardan emilimin bozuk oldugu Coliak, Crohn hastaligi ve pankreas hastaligi gibi durumlarda
• Vejetaryenlerde
Bazi yayinlarda A vitamininin ust dozunun
8000-10.000 unite oldugu belirtilmektedir. Fazla A vitamini alirsaniz
kemik erimesi riski artar.
A vitamininin cilt, meme, karaciger, kolon ve
prostat kanserini onleyip onlemedigi arastirilmis ancak kesin bir kanit
ortaya konamamistir. A vitamini fazla alanlarda akciger kanser riskinin
arttigi ve kemik erimesi (osteoporoz) sikliginin arttigi saptanmistir.
Multivitamin ilaclardaki A vitamini dozuna dikkat ediniz.:
Asiri A vitamini alinmasi (gunde
25.000-33.000 unite) zararlidir. Ozellikle yaslilar, alkolikler ve
yuksek kolesterolu olanlarda daha az doz kullanilmalidir. Amerikan
Besin ve Beslenme Konseyi alinabilecek en ust A vitamini duzeyini
eriskinler icin 10.000 unite olarak belirlemistir. Gebeler ise A
vitamini gunde en fazla 5000 unite almalidir. Betakaroten’in fazla
alinmasi osteoporoz denilen kemik erimesine neden olmaz, onemli yan
etkiye sahip olan retinolun fazla alinmamasi gerekir. Bu nedenle
multivitamin ilac alirken icinde 2500 uniteden fazla retinol bulunanlar
alinmamalidir. Eger 5000 unite A vitamini varsa bunun % 50’si
beta-karoten olmalidir. Yaslilarda da ayni doz alinmalidir.
Tip dilinde Hipotiroidi adi verilen tiroit bezinin
az calismasi durumunda, kanda A vitamini yuksek miktarda bulunur. Bu
nedenle tiroit bezi az calisan hastalarin A vitamini almamalari
gerekir. Gebelikte ilk 3 ayinda A vitamini alinirsa dogacak cocukta
sakatliklara yol acar. Gebe kalma olasiligi olan kadinlar A vitamini
almamalidir.
A vitaminin fazla olmasi karaciger hastaligi, kemik
erimesi yapar, kanama yapar. Gebelerde ise A vitamini cocuklarda
sakatlik yapar.
Kaynak: Prof Dr Metin Ozata, Vitamin, Mineral, Kullanim Rehberi, Gurer yayinlari, 2008
E VE K VİTAMİNLERİNİN FAYDALARI VE KULLANIMI
E VİTAMİNİ
E vitamini yağda eriyen bir vitamin olup vücudumuzda
8 farklı şekilde bulunur. Gıdalarda bulunan gama-tokoferol iken
dokularda ve ilaçlarda alfa-tokeferol bulunur. Vücudumuzda etkili olan
ve dolaşımda bulunan alfa tokoferoldür.
E vitamininin Alfa-tokoferol tipi bir antioksidandır
yani vücutta çeşitli nedenlerle oluşan zararlı oksijen ürünlerini yok
eder. Bu nedenle vücudumuzu sigara ve çevreden alınan zehirli
maddelerin hasarından korumaya çalışır. E vitamini bu antioksidan
özelliği sayesinde kalp, damarlar, beyin ve sinir fonksiyonları
düzenler ve yaraların iyileşmesinde faydalı olur.Gama tokoferol isimli E vitamini türü ise, prostat kanserinden bizi korur.
Günde 15 mg (22.5 ünite) E vitamini alınmalıdır.
E Vitamini hangi Gıdalarda Bulunur?
Zeytinyağı, ayçiçeği yağı, ayçiçeği çekirdeği,
ceviz, badem, tereyağı, kırmızı et, ıspanak,brokoli gibi yeşil yapraklı
sebzeler ve kivi, mango ve muzda E vitamini vardır.
E Vitamini Yetmezliği
Vitamin E yetmezliği nadir görülür çünkü günlük
diyette tokoferol çok fazladır. Serumda E vitamini azlığı kan seviyesi
0.5 mg/d’den az olunca oluşur ve genellikle yağ emilimin bozulduğu
siroz, safra tıkanması, kistik fibrozis, pankreas yetmezliği, chrohn
hastalığı gibi durumlarda oluşur. Kandaki kırmızı kan hücreleri
(eritrosit) E vitamini eksikliği kısa sürede ölür. Hemolitik kan
hastalıkları denen talessemi, sikle cell anemi, sferositoz ve glukoz 6
fosfat dehidrogenaz yetmezliği hastalarında kanda E vitamini düzeyi
düşüktür. Bu hastalar E vitasmini tedavisinden fayda görürler. Erken
doğan prematüre bebeklerde de E vitamini hemolilitik anemiden bebekleri
korur.
E Vitamininin Faydaları:
E vitamini kandaki kötü kolesterolün (LDL kolesterol) damar sertliği yapmasını önler. Bu etkisi C vitamini ve A vitamini gibi diğer antioksidan
vitaminlerin varlığında daha da kuvvetlenir. Koroner kalp hastalığı
olanlarda ilave E vitamini alınması, kandaki iltihap yapıcı CRP isimli
protein düzeyini azaltarak faydalı olmaktadır. CRP vücutta iltihap
olduğunu gösterdiği gibi, kanda yüksek olması kalp hastalığı riski
olduğunu da gösterir. . E vitamini alanlarda şeker hastalığı gelişme
riski daha azdır.
E vitaminin gama tokoferol cinsiyle birlikte diğer
formları birlikte karışık olarak alındığında prostat kanser hüclerini
yok edebilmektedir.
E Vitamini Ne Kadar Alınmalı?
E vitamini günde 800 üniteden fazla alınırsa kanı sulandırıcı ilaçların (Aspirin, Coumadin, Plavix
gibi) etkisini artırabilir. En iyisi günde 400 ünite kadar almaktır.
400 üniteden fazla alınan E vitamini uzun sürede ölüm olaylarını
artırır.
E vitaminini ilave olarak alması gereken hastalar şunlardır:
· Bağırsaklardan yağ emiliminin bozuk olduğu hastalar
· Kistik fibrozis isimli hastalığı olanlar
· Mide ameliyatı geçirenler
· Bağırsaklarında Crohn hastalığı olanlar
· Kas zayıflığı olanlar
· Gözlerinde retina dejenerasyonu denen hastalığı olanlar
· Çinko eksikliği olanlar
· Düşük ağırlıklı bebekler
K VİTAMİNİ
K vitamini kanın pıhtılaşmasını ve kemiklerin
gelişmesini sağladığı gibi bazı kanserleri önleyici etkisi vardır.
Bitkiler K1 vitamini yaparken bağırsaktaki bakteriler K2 vitamini
(menoqinone) yapar ve buna MK-4 adı da verilir. K vitamini kanın
pıhtılaşması olayında rol alır ve pıhtılaşmayı sağlayan bir vitamindir.
Lahana, ıspanak, brokoli, karnabahar, mısır, patates, meyveler, yumurta
sarısı, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve bitkisel yağlarda K1 vitamini
vardır. Günlük ihtiyaç 10 mikrogram kadardır.
K vitamini eksikliği çok nadir görülür. Bunun nedeni
yeşil sebzelerde K vitamini olması ve bağırsakta üretilebilmesidir.
Vitamin K yertmezliği bazen uzun süre antibiyotik kullanımı sonrası
olabilir veya damardan beslenen hastalarda gelişebilir. Bu durumlarda K
vitamini verilmesi gerekebilir. Uzun süren açlık durumunda da K
vitamini yetmezliği gelişebilir. Yenidoğan bebeklerde ilk hafta içinde
K vitamini eksikliğine bağlı kanamalar olabilir. Bu tür kanamalar
genelde annenin gebelik süresince antibiyotik ve epilepsi ilaçları
kullanmalrda olur. Kanda-plazmada des-gamma-carboksiprotrombin (DCP)
ölçümü K vitamini yetmezliği tanısı için hassas bir yöntemdir. Normal
k,işilere DCP sıfır buklunurken, K vitamini yertmezliğinde yükselir. K
vitamini yetmezliğini ölçmenin indirek(dolaylı) bir ölçümü kanda
protrombin, Faktör VII, IX veyaX veya protein C ölçmektir. Bunlar K
vitamini yertmezliğinde normalden % 50 daha az çıkar. Yeni doğan
bebeklere K1 vitamini 0.5-1 mg dozunda intramuskuler (kas içine)
enjeksiyon tarzında verilir.
K vitamini proteinlerin fonksiyonunda önemli rol
oynayan gama karboksiglutamik asit sentezinde rol almaktadır. Bu
protein de pıhtılaşmada rol alır. K vitamini
eksikliğinde bacaklarda varis gelişiminin arttığı saptanmıştır. Yeni
çalışmalar K vitaminin kemik sağlığında önemli rol oynadığını
göstermiştir. Kalsiyumun kemiğe yapışmasını sağlayan osteokalsin isimli
protein üzerinde K vitaminin büyük etkisi vardır. Farelerde ise
osteokalsin eksikliğinde diabet gelişmiştir. K vitamini alan kişilerde
pıhtılaşmada artma olduğundan coumadin türü ilaç kullannlarda dikkat
etmek gerekmektedir. K vitamini alımı arttıkça INR 0.2 azalır.
Kaynak: Prof Dr Metin Ozata, Vitamin Mineral Bitkisel Urun Kullanim Rehberi, Gurur yayınları, 2008
B1 (TIAMIN), B2 (RIBOFLAVIN) Ve B3 (NIASIN) VITAMINLERI FAYDASI VE KULLANIMI
B1 VİTAMİNİ (TİAMİN)
Suda eriyen bir B vitamini olan tiamin vücudumuzdaki metabolik olayları hızlandırmaktadır. Tiamin,
sinir, kas, karaciğer, böbrek ve beyin hücrelerinde daha fazla bulunur
ve bu hücrelere minerallerin girip çıkmasını sağlayarak faydalı olur.
Dokulardaki yarı ömrü az olduğundan ve az depolandığından ilave
verilmesi uzun dönem olmalıdır.
B1 vitamini (tiamin) kan şekerinin yakılması, kalp sağlığının korunması ve öğrenme gibi beyin fonksiyonlar için gerekli olan bir vitamindir.
Yaşlanmaya karşı koruduğu gibi, katarak, alkol ve sigaranın zararlı etkilerini de azaltır.
Tiamin vitaminin eksikliğinde, beriberi hastalığı, kabızlık, yorgunluk, unutkanlık ve iştah kaybı görülür.
Tiamin eksikliği 3 hastalıkla birlikte olur:
· Beriberi
· Wernicke-Korsakof sendromu: Sinir ve beyin hastalığı ile birlkte olan bir hastalık (nistagmus, oftalmopleji ve ataksi vardır).
· Leigh’s sendromu: bir tür ensafomyelopati
Tam tahıllar, kuru bakliyat, soya fasulyesi, pirinç,
kepekli ekmek, bezelye, yer fıstığı, patates, tavuk, biftek, yumurta
sarısı, balık, karaciğer, süt, buğday, kuru üzüm, karnabahar, bezelye
ve nohut gibi besinlerde B1 vitamini vardır
. Günlük ihtiyaç 1.1 mg’dır.
Tiamin eksikliği az gelişmiş ülkelerde daha sık görülür. Alkoliklerde ve tiamin eksikliği olan bir anneden süt emen yeni doğmuş bebeklerde de görülebilir.
Ateşli hastalık, ağır egzersiz yapanlarda, gebelik, emzirme ve büyüme çağında, sıtma ve AIDS hastalarında tiamin ihtiyacı artar. Dializ hastalarında, idrar söktürücü ilaç alanlarda ve alkoliklerde aşırı B1 vitamini kaybı olur.
Tiamin Desteği Gereken Durumlar:
Kalp yetmezliği nedeniyle idrar söktürücü alanlarda
tiamin eksikliği olabilir ve bu hastalara 50-200 mg/gün tiamin
verilmelidir. Aşırı çay ve kahve içenlerde tiamin’in vücuttan atılması fazladır. Çiğ balık yiyenlerde de tiamin eksikliği sık görülmektedir. Çiğ balıkta bulunan tiaminidaz isimli bir enzim tiamini parçalayarak bu vitaminin eksikliğine neden olmaktadır.
Kanser hastaları tiamini çok fazla almamalıdır.Sigara ve alkol çok içenler B1 vitamin desteği alabilirler. Tiamin şeker hastalarında damar hastalığını önlemektedir.
Benfotiamin:
Benfotiamin B1 vitaminin yağda eriyen türüdür. Şeker
hastalığı komplikasyonlarının önlenmesinde faydalı olan benfotiamin
özellikle diyabetik nöropatiye bağlı ağrıların giderilmesinde
faydalıdır. ŞEKER HASTALIĞINIZ VARSA BENFOTIAMIN MUTLAKA KULLANIN
B2 VİTAMİNİ (RİBOFLAVİN)
B2 vitaminine tıp dilinde riboflavin denir. Riboflavin besin
maddelerinin enerjiye dönüştürülmesinde, büyümede ve vücut direncinin
artırılmasında faydalı olur. Riboflavin enzimlerin ve proteinlerin
yapısında bulunur ki bunlara flavokoenzim ve flavoproteinler denir. Bu
enzimler elektron transportu yaparak enerji üretiminde görev aldığı
gibi karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında rol alır. Glutatyon redüktaz enziminde bulunarak antioksidan özellik gösterir. Ribofalavin
alınması homosisteini düşürür. Riboflavin demir emilimini de etkiler ve
demir ile birlikte alındığında demir eksikliği anemisi daha iyi
düzelir.
Riboflavin, bazı kanserlerin gelişmesini ve
kansızlığı önler. Gözde katarakt oluşmasını (1.2 mg/gün gibi dozlarla)
önlediği gibi, göz yorgunluğunu hafifletir ve migren ataklarını
azaltabilir. Riboflavin vücudu zararlı maddelerin etkisinden koruyan glutatyon isimli bir enzimin oluşmasını sağlar. Tip 2 şeker hastalarında riboflavin eksikliği olabilir. Bu nedenle şeker hastalarına ilave olarak verilebilir.
B2 vitamini özellikle et, karaciğer, tavuk, yağsız
süt, yoğurt, yumurta sarısı, peynir, papatya, ısırgan otu, adaçayı,
brokoli, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, balık, baklagiller ve
tahıllarda bulunur.
Riboflavin yetmezliği tek başına nadir görülür.
Genellikle diğer B vitamini eksikliği ile olur. Eksikliğinde dilde
yanma, kırmızılık ve ağrı ve ağız çevresinde rahatsızlıklar, farenks
(boğazda) yanma, normositik anemi, görme bozuklukları ve ciltte
seboreik dermatit denen pullanmalar olabilir.
Riboflavin Yetmezliği görülen durumlar şunlardır:
· Anorexia nervozası olan hastalarda
· Bağırsaklarda çölyak hastalığı veya diğer hastalığı olanlarda
· Preklampside kan düzeyleri düşebilir.
· Yeni doğan bebekte sarılık için yapılan ışık tedavisi sırasında
· Alkoliklerde
· Süt ve süt ürünü içmeyen veya bağırsaklarında laktaz enzimi eksikliği nedeniyle süt içemeyen kişilerde
· Hipotiroidi (tiroid bezi yetmezliği) hastalarında
· Adrenal bezi çalışmayanlarda
· Aşırı egzersiz yapan sporcularda
· Uzun süre fenobarbital veya barbiturat kullananlarda
Yukarıda belirtilen durumlarda riboflavin eksikliği oluşabileceğinden ilave B2 vitamini almalıdırlar. Günlük ihtiyaç 1.3 mg dır.
B3 VİTAMİNİ (NİASİN)
B3 vitaminine niasin, nikotinik asit ve
nikotinamid isimleri de verilir. Sigaradaki nikotinle bu vitaminin
herhangi bir ilişkisi yoktur, sadece isim benzerliği vardır.
Niasin vitamini karbonhidrat, yağ ve
proteinlerin yakılması sırasında enerji üretilmesinde görev yapar.
Vücutta NAD ve NADP enzimlerinin yapısında bulunur ve bunlar niasinin
aktif formlarıdır.
Niasin vitaminin eksikliğinde PELLEGRA adı verilen bir hastalık oluşur. Gelişmiş ülkelerde pek görülmez. Alkoliklerde niasin eksikliği görülebilir. Niasin
eksikliğinde cildimizin güneş gören yerlerinde renginde koyulaşma,ishal
ve demans gibi hastalıklar oluşabilir. Buna 4 D belirtileri denir:
dermatit (cilt iltihabı), diare (ishal), demans (bunama) ve death
(ölüm). Ayrıca parlak kırmızı bir dil, baş ağrısı, yorgunluk, depresyon
ve unutkanlık görülebilir.
Tüberküloz ilacı olan izoniazidin aşırı kullanılması durumunda, karsinoid tümör varlığında ve hartnup hastalığında niasin vitamini yetmezliği gelişebilir.
Günlük ihtiyaç 11-16 mg kadardır.
Tavuk, hindi, biftek, tam buğday ekmeği, yumurta,
peynir, balık, fasulye, bezelye, patates, yeşil yapraklı sebzeler, süt,
kahve, çay ve tahıllarda ve kuru bakliyatta B3 vitamini vardır. Niasin vitamini besinlerle alındığı gibi vücudumuzda, karaciğerde de yapılmaktadır.
Ağız ve boğaz kanserlerinin niasin alanlarda daha az görüldüğü saptanmıştır.
Tip 1 şeker hastalığı oluşumunu önlemek için nikotinamid kullanılmışsa da sonuçlar pek başarılı değildir.
Nikotinik asit, kolesterol ve Lp (a) düşürücü ve HDL kolesterol denen iyi kolesterolü artırıcı olarak da tedavide kullanılmıştır.
AIDS’li hastalarda nikotinamid’in hastalığın kötü gidişini düzeltici etkisi vardır.
Kolesterolün düşürülmesi, kalp damar hastalıkları ve tansiyon yüksekliğine karşı koruyucu etkisi vardır.
Şizofreni denilen bir ruh hastalığında faydalı olduğu bildirilmiştir. Multivitamin ilaçların içerisinde niasin vitamini nikotinik asit veya nikotinamid ismiyle bulunur.
Niasin Kullanımı:
Niasin (Nikotinik asit) günde 750 mg gibi çok
yüksek dozlarda alındığında kaşıntı, bağırsak bozukluğu, bulantı,
kusma, karaciğer hastalığı, sarılık ve şeker hastalığı yapar. Bu
nedenle Niasin, günde 35 mg’dan fazla alınmamalıdır. Şeker
hastaları, karaciğer hastaları ve mide ülserli hastalarda dikkatli
kullanmak gerekir. Diğer kolesterol düşürücü ilaçlarla birlikte
kaslarda erime (rabdomiyoliz) yapabilir.
Niasin vitaminin en önemli yan etkisi flaşing
yapmasıdır. Gut hastalarında ürik asiti iyice artırır. Bu nedenle ürik
asiti yüksek olanlar almamalıdır.
KAYNAK: Prof Dr Metin Ozata, Vitamin, Mineral ve Bitkisel Urun Rehberi, Gurer Yayınları, 2008
C VİTAMİNİ
C vitamini eski tarihlerde uzun gemi yolculuklarında sebze ve meyve yemeyen kişilerde skorbüt hastalığının
ortaya çıkmasıyla kendini göstermiştir. C vitamini diyetteki 100 mg/gün
doza kadar tamamen bağırsaklardan emilir. Diyetteki miktarı arttıkça
emilimi azalır. Günde 1000 mg’dan fazla dozlarda yarısından azı ancak
emilir. Fazlası idrarla atılır.
C vitamininin vücudumuzda yaptığı önemli görevleri şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Vücudun mikroplara karşı direncinin artırılmasında
b) Kan damarlarının sağlamlığında rol alır.
c) Kemik, eklem bağları ve damarların yapısında bulunan kollajen isimli bir maddenin yapımını artırır
d) Noradrenalin isimli bir hormonun vücutta yapılmasında
e) Kolesterol isimli yağdan safra yapılmasında
f) Kuvvetli antioksidan maddedir. Vücudu oksijen radikalleri denen ve oksijenin vücutta yandıktan sonra oluşturduğu zararlı yan ürünlerinin hasarından korur. Vitamin E gibi diğer antioksidanların etkisini de artırır.
g) E vitamini ve folik asitin stabil hale gelmesini sağlar
h) Karnitin sentezinde faydalı olur ve böylece yağ asit transportuna katkıda bulunur.
C Vitamini Yetmezliği:
Sigara ve doğum kontrol hapları vücutta C vitamini
düzeyini azaltır. Bu nedenle sigara içenler ve doğum kontrol hapı
kullanan kişiler ilave C vitamini almalıdırlar.
Aspirin, C vitamininin idrarla atılmasını artırdığından eksiklik oluşabilir.
Kanı sulandırıcı ilaç alanlarda C vitamini alınınca bu ilaçların etkisi azalabilir. Bu nedenle coumadin gibi kanı sulandırıcı ilaç alanlar, günde 1 gramdan fazla C vitamini almamalıdır.
Yüksek dozda C vitamini alındığı sırasında kanınızda bazı tetkikler yanlış sonuç verebilir. Bu tetkikler bilirubin, kreatinin ve gaita’da gizli kan testleridir.
C vitamini eksikliğinde skorbüt isimli bir
hastalık oluşur ki, bu hastalıkta diş etlerinde kanama ve dişlerde
sallanma olur. Skorbüt hastalığında C vitamini eksikliğine bağlı
kollajen sentezi bozulur ve bağ dokusu bozulur. Sonuçta da morarmalar,
diş etlerinde kanama, peteşi denen nokta tarzı kanamalar, hiperkeratoz,
eklem ağrıları, yara iyileşmesinde bozulma oluşur. Ayrıca halsizlik,
eklem şişliği, eklem ağrıları, depresyon, nöropati gelişir.
C vitamini eksikliğinde ciltte kırışma, yaraların iyileşmesinde gecikme ve eklemlerde hassasiyet meydana gelir.
C Vitamini Hangi Gıdalarda Bulunur?
C vitamini siyah üzüm, yeşil biber, mango,
karnabahar, lahana, brokoli, portakal, mandalina, greyfurt, böğürtlen,
üzüm suyu, patates, domates, bezelye, pırasa, muz, çilek, şalgam ve
yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Bir orta boy portakalda 70 mg, bir
domateste 23 mg ve bir greyfurtta 88 mg C vitamini vardır.
Ester C vitamini:
C vitamininin doğal formu yani besinlerde bulunan şekli L-askorbik asittir ve suda erir. C vitamininin palmitik asit tuzuyla yapılmış yapay şekline ‘Vitamin C-ESTER’ adı verilmektedir. Vitamin C-ester hem yağda hem suda erir. Bu nedenle daha etkilidir. Vitamin C-ester, kremlere katılarak güneş yanıklarında, psoriazis denen cilt hastalığında ve diğer bazı cilt hastalıklarında çok faydalıdır. .
Günlük C vitamini ihtiyacı erişkinler için 60 mg,
gebelikte 80-90 mg, sigara içenlerde 100-200 mg kadardır. Alınabilecek
en fazla doz 2000 mg/gün’dür. Bazı bilim adamları günlük 400 mg C
vitamini alınmasını önermektedir.
C Vitamini Bizi hangi Hastalıklardan Korur?
Kalp hastalıklarından korunmak için
günde 350 mg C vitamini alınması önerilmektedir. Damar sertliği veya
yüksek kolesterolü olanların günde 500 mg C vitamini alması kan
damarlarında genişleme yapmaktadır.
Midede ülser ve gastrit yapan helikobakter pilori isimli mikrobun öldürülmesinde C vitamini faydalıdır.
C vitaminini kanser hastalarının almaması gerektiği
yönünde bilimsel yayınlar varsa da, bu konu ileri araştırmalarla ortaya
konmamıştır.
Katarakt oluşumunu önlemek için günde 300 mg C vitamini alınması önerilmektedir.
Tansiyonu yüksek olanlarda C vitamini tansiyonda % 9 oranında azalma yapabilmektedir.
Şeker hastalarında göz, sinir ve damarlarda şekerin yaptığı hasarı önlemek için C vitamininin ilave alınması gerekir. C vitamini hücrelerdeki sorbitol
denen şekeri artırarak yüksek kan şekerinin yan etkisini önler. Şeker
hastalığında böbreklerde hasar oluştuğunda idrarda protein kaçağı başlar. Şeker
hastalarında C vitamini alınmasıyla idrarla atılan protein miktarının
azaldığı da saptanmıştır. Şeker hastaları bu nedenle mutlaka C vitamini
içeren antioksidan ilaçlar almalıdırlar.
Yaygın olarak bilinenin aksine C vitamininin fazla alınması soğuk algınlığı veya nezleden korumaz.
Günde 1000 mg’dan fazla alındığında bulantı, midede kramp, ishal yapar ve böbrek taşı oluşma riski artar.
KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, Vitamin, Mineral ve Bitkisel Urun Rehberi, Gurer yayınları, 2008
F vitamini, Vitamin B15, Vitamin B17 ve PABA Vitaminleri
F VİTAMİNİ
F vitamini aslında vitamin olarak kabul edilmez. Vücutta yapılmayan ve besinlerle alınması gereken doymamış yağ asitlerine (linoleik asit, liolenik asit ve araşidonik asit) F vitamini de denmektedir. Cildin su tutması ve gerginliğinin F vitamiyle ilgili olduğu gösterilmiştir. Cilt kremlerinde eğer fosfolipid türü yağlar ve vitamin F varsa anti-aging (yaşlılığı önleyici) etki
gösterirler. Bu yağ asitlerinin hücrelerin iyi çalışması, kolesterolün
düşürülmesi, bazı hormonların yapılması,oksijenin verimli kullanılması,
salgı bezlerinin iyi çalışması ve kan basıncının düzenlenmesinde önemli
rolleri vardır. Bu yağ asitleri aslında omega 3 ve omega 6 olarak iki
ana gruba ayrılır. Omega yağ asitlerinin saçların parlaklık kazanması
ve cildin iyi durumda olmasında önemli rolleri vardır. Bağışıklık
sistemi dediğimiz vücudun direncinin artırılmasında da faydalıdır. Saç
kaybı ve egzama tedavisinde de kullanılmaktadırlar. Evening primrose oil isimli ilaçta, üzüm çekirdeği ekstresinde, keten tohumu yağında, ceviz veya badem yağında, ayçiçek ve soya yağında bu yağ asitleri vardır.
VİTAMİN B15 (PANGAMİK ASİT)
Suda eriyen bir vitamindir. Ne kadar alınması gerektiği henüz bilinmemektedir. Vitamin B15’in kolesterolü azalttığı ve protein yapımına yardımcı olduğu bilinmektedir. B15 vitamini genellikle B17 vitaminiyle (amigdalin) birlikte bulunur. B15 vitamini siyanid denen bir madde içerir ve kanserli bölgede bu siyanid maddesi kanser hücresini öldürür. B15 vitamini maya, kahverengi pirinç, kabak çekirdeği ve susam tohumunda bulunur.
VİTAMİN B 17 ( AMİGDALİN, LAETRİLE)
Amigdalin 1830’da keşfedilmiş ve 1845 yılında Rusya’da kanser tedavisi için kullanılmıştır. Amerikan İlaç ve Besin Örgütü tarafından kanser tedavisinde kullanılması kabul edilmemiştir. Amigdalin bir bitki bileşiğidir ve içinde şeker ve siyanadin vardır. Amigdalin çiğ ceviz ve bademde ve birçok meyvede bulunur.
PABA (PARAAMİNOBENZOİK ASİT, VİTAMİN B-x)
PABA gerçek bir vitamin değildir. Folik asit vitamininin yapısında vardır. PABA, besinlerle alınabildiği gibi bağırsaklardaki bakteriler (mikroplar) tarafından da üretilir. Saç sağlığı ve güneş ışığından korunmak amacıyla da kullanılmaktadır. PABA, karaciğerde, mayada, pirinç ve yumurtada bulunur. PABA, kırmızı kan hücrelerinin bir destekleyicisidir. Bağırsaklardaki bakterilerin folik asit yapımını da destekler.
Saç ve kılların siyah renkli olmasında PABA maddesinin önemli katkısı vardır. Güneş yanıklarından ve cilt kanserinden korunmak için kremlere PABA katılır. Saçları siyahlaştırmak ve saç çıkımı için kullanılmış ise de başarılı sonuç vermemiştir. PABA, saçlar için biotin, pantotenik asit ve folik asit ile birlikte kullanıldığı gibi cilt kırışıklığını gidermek için de kullanılmaktadır.
Yüksek dozlarda alınırsa karaciğerde zararlı etkiler
yaptığı gibi bulantı, kusma, iştahsızlık, ateş ve ciltte döküntüler
görülebilir.
Vitamin İlacı Kullanırken Nelere Dikkat Etmeli?
Vitamin ilaçları kullanırken aşağıdaki hususlara dikkat etmeliyiz:
1- İlacın etiketini ve prospektüsünü okuyunuz:
İlacın içinde bulunan maddeleri ve vitaminleri okuyunuz. Vitaminlerin
miligram ve ünitelerine dikkat ediniz.
2- Üzerinde ‘’Mega’’ , ‘’Süper’’, ‘’Hiper’’ yazan ürünleri kullanmayınız. Bu ürünlerde aşırı dozda vitamin olabilir.
3- Vitamin ilacının içinde başka ilave maddeler veya kimyasal ürünler olmamasına dikkat ediniz.
4- Son kullanma tarihine dikkat ediniz.
5- İlaçları serin, kuru yerde saklayınız. Nemli ortamda bulundurmayınız.
KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, Vitamin, Mineral ve Bitkisel Urun Rehberi, Gurer Yayınları, 2008
BİOTİN (Vitamin B7 veya Vitamin H): SAÇ DÖKÜLMESİ, TIRNAK KIRILMASI, GEBE, KOLESTEROL VE ŞEKER HASTALARININ VİTAMİNİ
BİOTİN VİTAMİNİ (Vitamin B7 veya Vitamin H)
Biotin, bir çok metabolizma olayında görev alan ve suda eriyen bir vitamindir. DNA’nın çoğalmasında biotin’in
önemli rolü vardır. Biotin 4 önemli enzimin yapısına girer ki bu
enzimlere karboksilaz enzimleri denir. Bu enzimler mitokondriumda
bulunur ve heme ve demir metabolizmasında etkilidir. Bu enzimlerden en
önemlileri asetik koA karboksilaz (ACC), piruvat karboksilaz (PC),
propionil coA karboksilaz (PCC) ve beta-metilkrotonil coA karboksilaz
(MCC)dır. Biotin bu enzimlerin yüzeyinde CO2 taşıyıcısı olarak önemli
rol alır. Bu biyotine bağlı karboksilaz enzimleri doğuştan eksik olursa
bebekte doğumdan sonra ve bir yaş içinde oluşan şiddetli nörolojik
hastalık oluşur.
Çiğ yumurtada bulunan avidin isimli bir protein biotin’in emilimini bozar. Uzun süre çiğ yumurta içenlerde biotin eksikliği olur. Bu nedenle yumurta çiğ olarak içilmemelidir.
Biotin proteinler, folik asit, pantotenik asit ve B12 vitaminin kullanımını kolaylaştırır, tırnak ve saçları güçlendirir, kolesterol ve kan şekerinin normale dönmesine katkıda bulunur.
Günlük ihtiyaç 35-60 mikrogramdır. Normal serum konsantrasyonu 1500 pmol/L dir.
Biotin Eksikliği:
İnsanlarda biotin eksikliği nadir görülür.
Eksikliğinde saçlarda dökülme, seboreik dermatit, alopecia, cilt
bozuklukları, depresyon, halsizlik, halusinasyon (hayal görme) ve
bacaklarda uyuşma ve karıncalanma olabilir. Biotin eksikliğinde demir
metabolizmasında bozulma olduğu hücredeki mitokondriumda biyotine bağlı
karboksilaz enzimlerinin çalışmadığı saptanmıştır.
Biotin Ne Zaman Kullanılmalı?
A) Gebelikte
Gebelikte biotin eksikliği olursa, doğan çocuklarda anormallikler veya sakatlıklar olabilir. Bu nedenle gebe kadınlar folik asitle birlikte (400 mikrogram/gün) en azından günlük 30 mikrogram biotin de almalıdırlar.
B)Diyabetes Mellitus (Şeker hastalığı varsa)
Kan şekeri iyi kullanılamadığında biotin eksikliği
de olmaktadır. Biotin alan şeker hastalarında kan şekerinde düşme
olmaktadır. Bu konuda çalışmalar az olsa da biotin vitaminin şeker
hastalarına verilmesi faydalıdır.
C) Tırnak Kırılması:
Kırılması olan tırnaklarda biotin verilnmesi sonrası tırnaklarda kalınlaşma ve kırılmada azlık görülmüştür.
D) Saç Dökülmesi:
Biotin eksikliğinde saç dökülmesi görülürse de biotinle yapılmış bu konuda bilimsel çalışma yoktur.
Hangi Gıdalarda Biotin Vardır:
Bira mayası, tam buğday, yumurta sarısı, karaciğer, tavuk, kuzu eti, tam buğday ekmek, balık, süt ve peynirde biotin vardır. Biotin, bakteriler tarafından bağırsaklarda da üretilir.
Biotin Tedavisi:
Biotin, günlük 30 mikrogram doza kadar güvenle verilebilir. Fazlası idrarla atılır.
Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar (fenitoin, karbamazepin, valproik asit gibi ilaçlar) biotin’in bağırsaklardan emilimini bozar, antibiyotikler bağırsaklarda biotin üretimini önler. Bu nedenle epilepsi hastaları ve antibiyotik kullananlar biotin vitaminini ilave olarak almalıdırlar.
Vitamin İlacı Kullanırken Nelere Dikkat Etmeli?
Vitamin ilaçları kullanırken aşağıdaki hususlara dikkat etmeliyiz:
1- İlacın
etiketini ve prospektüsünü okuyunuz: İlacın içinde bulunan maddeleri ve
vitaminleri okuyunuz. Vitaminlerin miligram ve ünitelerine dikkat
ediniz.
2- Üzerinde ‘’Mega’’ , ‘’Süper’’, ‘’Hiper’’ yazan ürünleri kullanmayınız. Bu ürünlerde aşırı dozda vitamin olabilir.
3- Vitamin ilacının içinde başka ilave maddeler veya kimyasal ürünler olmamasına dikkat ediniz.
4- Son kullanma tarihine dikkat ediniz.
5- İlaçları serin, kuru yerde saklayınız. Nemli ortamda bulundurmayınız.
KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, Vitamin, Mineral,Bitkisel Urun Kullanım Rehberi, Gurer Yayınları, 2010
BUNAMA, YORGUNLUK, KOLESTEROL ve HOMOSISTEIN YÜKSEKLİĞİNDE VITAMİN KULLANIMI
BUNAMA (DEMANS), YORGUNLUK VE KOLESTEROL YUKSEKLIGINDE VITAMIN KULLANIMI
Aşırı Yorgunluk Varsa Hangi Vitamin Eksikliği Vardır?
Yorgunluk günlük hayatta çoğumuzun karşılaştığı bir
durumdur. Çok çalışmak, uykusuzluk, stres, bazı enfeksiyonlar yorgunluk
yapabildiği gibi kansızlık, bazı vitamin ve minerallerin eksikliğinde
ve bazı hormonların az salgılanması durumunda yorgunluk ortaya
çıkabilir. Yorgunluk eğer devamlı ise demir, B12 vitamini ve magnezyum
eksikliği ilk akla gelen vitaminler olmalıdır. Kan şekeri düşüklüğü,
tiroit hormonu azlığı ve böbreküstü bezinin az çalışması (kortizol
hormonu eksikliği) da yorgunluk yapan diğer nedenlerdir.
Multivitamin İlaç Kullanımı:
Multivitamin ilaç kullanırken içindeki vitaminlerin
oranlarına mutlaka bakmalıdır. Özellikle A vitamini dozu bazen çok
yüksek olabilmektedir. İhtiyacınız olan vitaminler neyse ona uygun bir
multivitamin almak ve bunu doktorunuza sormak gerekir. Özellikle
yaşılılara beyin fonksiyonlarını artırmak için devamlı multivitamin
verilmesinin faydalı olmadığı görülmüştür. Yaşlılara folik asit
verilmesinin işitme azlığına faydalı olduğunu bildiren çalışmalar
vardır.
Kan Yağınız Yüksek ve/veya Damar Sertliği Varsa Hangi İlaçları Almalı:
Kan yağlarının yüksekliğinde, koroner arter
hastalığında, damar sertliğinde, bacaklardaki damarların hastalığında
ve bazı kronik hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde kan damarlarını
genişletmeleri ve damar sertliğini önlemeleri nedeniyle aşağıda
sıralanan vitaminler ve omega 3 yağ asitleri alınmalıdır:
Folik asit
Vit B12
B6 vitamini
Vitamin C
L-arginin aminoasiti
Omega 3 yağ asitleri
Kan Homosisteini Yüksek İse Hangi Vitaminleri Almalı:
Folat eksikliğinde kanda homosistein düzeyleri
artar. Damar sertliğine neden olan homosistein artışı B12 vitamini
eksikliğinde de görülebilir. B12 yetmezliği bazen gizli olabilir. Bu
nedenle folik asit vermeden önce B12 düzeyine bakılmalıdır.
Diğer bir yaklaşım multivitamin verilmesidir.
1 mg folik asit
400 mikrogram B12 vitamini,
10 mg pridoksin (B6 vitamini) homosisteini azaltır
ve anjioplasti denen balon ameliyatı sonrası oluşan kalp koroner
damarının tekrar tıkanmasını azaltır.
Demans Varsa Folik Asit Vitamini Faydalı Olur:
Folat ile demans arasında da ilişki vardır. Folat
yetmezliğinde depresyon daha fazladır. Depresyon tedavisinde kullanılan
ilaçlar folatla birlikte daha iyi sonuç verirler.
Yüksek Dozda Vitamin Almanın Zararları:
- A vitaminin fazla alınırsa vücutta birikir ve zararlı olur.
- B6 vitamini, D vitamini, niasin vitamini, demir ve selenyum minerallerinin fazlası zararlıdır.
- D vitamini fazla alınırsa kanda kalsiyum aşırı yükselir ve zararlı olur.
- Gebeliğin ilk üç ayında fazla A vitamini alınırsa, çocukta sakatlık yapar.
- Yüksek dozda E vitamini almak K vitamininin etkisini bozduğundan Coumadin isimli kanı sulandıran ilaç kullanan kalp hastalarında zararlı olabilir
- Çinkonun fazla alınması vücut direncini (bağışıklık sistemini) bozar ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterolü azaltır.
- Yüsek dozda multivitamin alan erkeklerde prostat kanser riskinin arttığı saptanmıştır.
Kanserin Önlenmesi ve Tedavisi İçin Antioksidan Vitamin ve Koenzym Q10 Alınması Faydalı mı?
Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarda şu sonuçlar alınmıştır:
· Coenzym Q10 alınmasının kanser önlenmesi ve tedavisinde faydası bulunamadı
· Vitamin C ve E’nin verilmesi üç geniş çalışmada
değerlendirildi ve bu vitaminlerin kanserden ölüm üzerine faydalı
olmadığı gibi kanser gelişimini de önlemediği saptandı. Sadece bir
çalışmada prostat tümör gelişimi azaldı.
· 7 klinik çalışmada C vitamini kullanmanın kanserli hastanın ölüm oranında azalma yapmadığı saptandı.
· Bir çalışma vitamin E ve omega-3 birlikte almanın yaşam süresini uzattığını gösterdi.
· Bir çalışmada mesane kanserinde BCG aşısıyla birlikte C vitaminin yeni mesane tümör gelişimini önlediğini saptadı.
Bu çalışmalar vitamin C, vitamin E ve Conenzym Q10
kullanımının kanser gelişimini önlemediğini ve kanser hastasında kanser
üzerinde faydalı olmadığını göstermiştir.
Vitamin İlacı Kullanırken Nelere Dikkat Etmeli?
Vitamin ilaçları kullanırken aşağıdaki hususlara dikkat etmeliyiz:
1- İlacın etiketini ve prospektüsünü okuyunuz:
İlacın içinde bulunan maddeleri ve vitaminleri okuyunuz. Vitaminlerin
miligram ve ünitelerine dikkat ediniz.
2- Üzerinde ‘’Mega’’ , ‘’Süper’’, ‘’Hiper’’ yazan ürünleri kullanmayınız. Bu ürünlerde aşırı dozda vitamin olabilir.
3- Vitamin ilacının içinde başka ilave maddeler veya kimyasal ürünler olmamasına dikkat ediniz.
4- Son kullanma tarihine dikkat ediniz.
5- İlaçları serin, kuru yerde saklayınız. Nemli ortamda bulundurmayınız.
Hastalıkları Önlemek İçin Vitamin Kullanımı
Vitaminlerin bazı kronik hastalıkların önlenmesi
için kullanımı yeni bir konudur. Ancak vitaminler rastgele kullanılacak
ilaçlar değildir. Vitamin kullanırken aşağıdaki konulara dikkat
edtmelidir:
Günde 5 porsiyon sebze ve meyve içeren sağlıklı bir diyet uygulayan kişide vitaminlerin çoğu yeteri kadar alınır
Gebe kalmayı planlayan ve gebe kalan kadınlar günde
400 mikrogram veya bazı bilim adamlarına göre 800 mikrogram folik asit
vitamini alarak bebek sakatlığından (nöral tüp defektleri) korunurlar
A vitamininden yüksek bir diyetle beslenen kişiler,
gebe kadınlar, osteoporozu olanlar veya hafif kemik erimesi (osteopeni)
olanlar A vitamini almamalıdır. İçinde A vitamini olan multivitamin
ilaçlar da almamalıdır.
Osteoporozu veya önceden kemik kırığı olanlar günde 800 ünite D vitamini ve kalsiyum almalıdır.
E vitamininin 400 üniteden fazla günlük alınması
zararlıdır. Kanı sulandırıcı ilaç alanlar da yüksek doz E vitamini
almamalıdır.
Alkolikler, bağırsak emilim bozukluğu olanlar, mide
ameliyatı geçirenler, dializ görenler, damardan beslenen hastalar ilave
vitamin almalıdırlar. Bunun için doktorunuza danışınız.
Antioksidan Vitaminler
Antioksidan vitaminler A vitamini, karaotenoidler
yani beta karoten (A vitaminidir), C vitamini ve E vitaminidir. Sebze
ve meyvelerde de sayısız antioksidant maddeler vardır.
A vitamini ve karotenlerin kanser gelişimini ve kalp
hastalığını önlemediği saptanmıştır. Katarak gelişimini kısmen azaltır.
Günde 5 porsiyon sebze ve meyve yiyenlerin A vitamini almasına gerek
yoktur.
E vitaminin de kanser önleyici ve kalp hastalığı önleyici etkisi yoktur. E vitamini 400 uniteden fazla alınırsa zararlıdır.
C vitaminin kanserden ve kalp hastalığından koruyucu etkisi yoktur. Kataraktan ve makula dejenerasyonundan korur.
A vitamini, E ve C vitaminleri tek tek veya birlikte alındığında koroner kalp hastalığından koruyucu etkileri yoktur.
KAYNAK: Prof Dr Metin Ozata, Vitamin, Mineral ve Bitkisel Urun Kullanma Rehberi, 2010, Gurer Yayınları,
KALSIYUM DESTEĞI VE KALSİYUM HAPLARI (İLACI) KULLANIM REHBERİ
KALSİYUM DESTEĞİ VE KALSİYUM HAPLARI (İLACI) KULLANIM REHBERI
Kalsiyum insan vücudunda en bol bulunan mineraldir. Vücut ağırlığının %1,5’tan fazlasını oluşturur. Vücuttaki kalsiyumun %99’u kemiklerde
ve dişlerde, geri kalanı yumuşak dokularda bulunur. Yetişkin bir
insanın vücudundaki kalsiyumun çoğu sürekli olarak kemikten kana
karışır ve yeniden kemik yapımında kullanılır Bu nedenle hayatımız
boyunca kemiklerimize giren ve çıkan kalsiyum oranını dengede tutulması
sağlıklı kemikler için çok önemlidir. Kalsiyum ile D vitamini kemik sağlığı için birlikte hareket ederler.
Kalsiyum, kemik ve dişlerin oluşumuna ve sağlıklı kalmalarına, kalp atışının düzenlenmesine ve kanın pıhtılaşmasına yardım eder.
Kas gücü ve sinir iletimi için kalsiyum gereklidir. Kalsiyum kaslarda troponin-c denen bir proteine bağlanır ve bu sayede kaslarımız hareket edebilir ve kasılabilir. Kalsiyum, yine kaslarda kalmodulin isimli bir proteine bağlanarak enerji kaynağı olan glikojenin (şeker deposu) parçalanıp kas kasılması için gerekli enerjinin ortaya çıkmasını sağlar. Görüldüğü gibi kaslar kalsiyum olmadan yeteri kadar görev yapamazlar.
Kalsiyum Hangi Gıdalarda Mevcut?
Süt, yoğurt ve peynir kalsiyumun en fazla bulunduğu
veya kişilerin kalsiyumu aldığı gıdalardır. Erişkinlerin hergün 2-3
bardak süt veya yoğurt yemesi gerekli kalsiyum alımı için önemlidir.
Süt tozu, süt, peynir, sardalya, kuru incir, yoğurt, yer fıstığı,
lahana, kepekli ekmek, yumurta, balık, badem, kabak, brokoli,
ıspanak ve maydanoz gibi besinlerde kalsiyum vardır. Süt içemeyen bir
kişi aynı kalsiyumu bir bardak yoğurt, 50 gram peynir, 100 gram brokoli
yiyerek alabilir.
Süt İçmeyi Alışkanlık Haline getiriniz:
En iyi kalsiyum kaynağı süttür. Bir bardak sütte 300
mg kalsiyum vardır. Fazla süt içilmesi ise kabızlık yapar. Sütte
kalsiyumdan başka fosfor, potasyum, riboflavin, A vitamini, B12 vitamini, mağnezyum, protein ve niasin vardır.
Son yıllarda süt içiminde azalma görülmektedir.
Özellikle çocuk ve gençler süt yerine daha fazla çay, kahve, kola ve
gazoz içmeye başlamıştır. Ayrıca gençlerde ve çocuklarda kahvaltı yapma
sıklığının giderek azalması (ortalama % 25’i kahvaltı yapmaz) süt
içimini azaltmaktadır. Yapılan çalışmalar çocukların sade süt yerine
çikolatalı süt veya meyveli sütleri tercih ettiğini göstermiştir. Bu
nedenle süt tüketimin artırılması için bazı önlemlerin alınması
gerekmektedir.
Günlük Kalsiyum İhtiyacı:
Günlük kalsiyum ihtiyacı 14-18 yaş arası 1300
mg/gün, 19-50 yaş arası 100 mg/gün ve 51 yaş sonrası 1200 mg/gündür.
A.B.D.’de yapılan çalışmalarda günlük kalsiyum ihtiyacının kişilerin
ancak yarısında yeterli düzeyde alındığını göstermiştir. Ülkemizde bu
oranın daha fazla olma olasılığı yüksektir.
Kalsiyumun Barsaklardan Emilmesini Etkileyen Nedenler Nelerdir?
Bağırsaklardan kalsiyumum emilimi vücuttaki kalsiyum
durumunai D vitamini durumuna, yaş, gebelik ve diyetteki bitkilere göre
değişir. Kalsiyum emilim oranı bebeklikte ve çocuklukta % 60 iken
erişkinlerde alınan kalsiyumun % 15-20’si bağırsaklardan emilir. Yaş
arttıkça kalsiyum emilimi azalır. D vitamini de bağırsaklardan kalsiyum
emilimine yardımcı olur. Yeterli emilim için yeterli D vitamini olması
gerekir. Yemekte bulunan fitik asit ve oksalik asit kalsiyumun emilimi
önler. Oxalik asit ıspanakta, tatlı patateste ve bezelyede vardır ve
bunlar kalsiyumun emilimini engeller.
Kanda Kalsiyumun Az Olmasının Nedenleri:
Kan kalsiyumu daha önce belirttiğimiz gibi
paratiroit hormonu, D vitamini ve Mağnezyum mineralinin ortak etkileri
sonucu bir denge halinde tutulur. Bu arda diyetle yeteri kadar kalsiyum
alınılıp alınmaması ve böbreklerin sağlam veya hasta olması da kan
kalsiyum düzeyini etkiler. Kanda kalsiyum düşüklüğü yapan nedenler
şunlardır:
· Paratiroit hormonunun az salgılanması
· Kronik böbrek yetmezliği
· D vitamini yetersizliği
· Kanda mağnezyum düşüklüğü
· Gıdalarla yeteri kadar kalsiyum almamak
· Kalsiyumun idrarla fazla atılması
· Kalsiyum emiliminin barsaklardan iyi olmaması
Kalsiyum ve Kemik Sağlığı İçin Beslenmemizde Dikkat Etmemiz Gereken Kurallar:
· Diyetimizle yeteri kadar D vitamini almak
kalsiyumun kanda normal olması için gereklidir. Balık ve süt gibi D
vitamininden zengin gıdalar almak ve günde en az 15 dakika güneş
banyosu yapmak çok önemlidir.
· Aşırı tuzlu yememek gerekir. Fazla tuz yiyenlerde
idrarla kalsiyum atılımı artar ve kan kalsiyumu azalır. Bu azalma da
sonuçta kemik erimesine neden olur. Böbrek taşı oluşumunu önlemek için
de fazla tuzlu yememek gerekir.
· Proteinli gıda (et ve balık) fazla yiyenlerde de
idrarla atılan kalsiyum miktarı artar. Her 1 gram protein fazlası,
idrarla 1.75 mg kalsiyum atılımı yapmaktadır. Proteinin az alınması da
kan kalsiyumum düzeyine zararlı etki yapar. Bu nedenle kan kalsiyumunun
dengede tutulması için proteinli gıda alımı yeteri kadar olmalıdır.
Kan Kalsiyumu Düştüğünde Oluşan Belirtiler
Kol ve bacaklarda kramp
Eklem ağrıları,
Tırnaklarda kırılma,
Tansiyonda artma,
El ve bacaklarda uyuşma,
Kolesterolde artış
Depresyon görülebilir.
Kan kalsiyumu düşünce vücut bunu normal seviyeye getirmek için kemiklerden kalsiyum çeker ve kemik erimesi (osteoporoz) gelişir. Kemik erimesini önlemek için günlük 1000-1500 mg kalsiyum alınması gerekir.
Yeterli Kalsiyum Almanın Faydaları:
· Düzenli kalsiyum alanlarda meme ve bağırsak kanseri daha az görülür.
· Kemik erimesinin tedavisi ve önlenmesi için, kalsiyum alımı çok önemlidir. Kemik erimesinin tedavisi için her gün 1200 mg kalsiyum ve 600 ünite D vitamini alınması gerekir
· Tansiyon yükselmesi daha az görülür.
· Kilo vermek daha kolay olur
Kalsiyum Hapı Alırken Diğer İlaçlara Dikkat
Kalsiyum hapları diğer ilaçların
emilimi bozabilir veya etkisini azaltıp artırabilir. Ağaıda verilen
ilaçları kullananlar birlikte aynı öğünde kalsiyum almamalıdır.
Digoksin (kalp ilacı)
Levotiroksin (tiroid ilacı)
Tetrasiklin antibiyotik
Epilepsi tedavisinde kullanılan fenitoin
Tiazid tipi diüretikler
Kortizon
Anitiasidler (mide ilaçları)
Kalsiyum İlaç Tipleri
Piyasada satılan kalsiyum ilaçlarının çoğu kalsiyum karbonat veya kalsiyum sitrat
şeklindedir. Kalsiyum karbonat ucuz ve kolay bulunur. Mide asidi az
olanlarda kalsiyum sitrat daha iyi emilir. Diğer kalsiyum ilaçları
kalsiyum glukonat, kalsiyum laktat ve kalsiyum fosfattır.
Kalsiyum
haplarını alırken bir defada 500 mg dan fazla almamalıdır. Emilimin iyi
olması için örneğin 1000 mg lık kalsiyum hapı bir defada değil ikiye
bölü iki defada alınmalıdır.
Kalsiyum alımı midede yanma, gaz, kabızlık yapabilir. Bu tür şikayertler varsa ilacı değiştirin, yemekle birlikte alın
KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, Vitamin, Mineral Bitkisel Urun Rehberi, Gurer Yayınları, 2008
MAGNEZYUM MINERALI EKSIKLIGI, MAGNEZYUM KULLANIMI VE MAGNEZYUMUN FAYDALARI
Mağnezyum vücudumuzda en fazla bulunan dördüncü
mineraldir. Vücudumuzdaki mağnezyumun yarısı hücrelerin içinde, diğer
yarısı da kalsiyum ve fosforla birlikte kemiklerde bulunur. Kan
dolaşımında ise vücudumuzdaki toplam mağnezyumun %1’i bulunmaktadır.
Magnezyum, vücudumuzda kemik dokusu, sinir dokusu ve kasların çalışmasını ve kalp atımlarını düzenler. Kalsiyumla ortak görevleri vardır. Kemiklerin kuvvetli olmasını ve bağışıklık sistemini destekler. Mağnezyum kan şekerinin düzenli olmasını
sağladığı gibi kan basıncını düzenler ve enerji metabolizmasını
ayarlar. Mağnezyum ince barsaklardan emilir ve böbreklerden atılır.
Mağnezyum Hangi Gıdalarda Bulunur?
Ispanak gibi yeşil sebzelerde mağnezyum bol bulunur.
Kuru baklagiller, kuru yemiş (ceviz, badem gibi) ve tam tahıllar ve
içme suyu mağnezyum kaynağıdır. Yer fıstığı, kepekli ekmek, peynir,
tavuk, biftek, patates, portakal, domates, soğan, incir, üzüm, hurma,
ceviz, badem, tohumlar, tam tahıllar, çavdar, yoğurt, patates, havuç,
kereviz, fındık, marul ve pırasa gibi yeşil sebzelerde magnezyum
bulunmaktadır.
Yeterli mağnezyum almak için günde 5 porsiyon sebze
ve meyve yenmelidir. Rafine besinlerde mağnezyum çok az bulunur. Tam
buğday ekmeğinde beyaz ekmeğe göre 2 kat daha fazla mağnezyum vardır.
Mağnezyumun bir kısmını içtiğimiz sudan alırız. Sert sularda daha fazla
mağnezyum vardır.
Günlük mağnezyum ihtiyacı 320-420 miligram kadardır. Yeteri
kadar yeşil sebze ve fındık, ceviz gibi mağnezyumdan zengin gıdalarla
beslenenlerde şeker hastalığı riskinin azaldığı gösterilmiştir. Yeteri
kadar mağnezyumdan zengin gıdalarla beslenenlerde Tip 2 diyabet denen
erişkin tip diyabetin daha az görüldüğü saptanmıştır.
Mağnezyum Eksikliği:
Mağnezyum eksikliğinde kaslarda kramplar
oluşmaktadır. Mağnezyumun kan şekerinin ayarlanmasında önemli rolü
vardır. Mağnezyum yetmezliği olan şeker hastalarında göz dibindeki
retina adı verilen damardan zengin bölgesinde daha fazla bozukluk
görülür. Mağnezyum eksikliği olan şeker hastalarında koroner kalp
hastalığı riski artar. Şeker hastalarında idrarla mağnezyum atılımı çok
arttığından kanda mağnezyum eksikliği sık görülür. Bu nedenle şeker
hastalarında mağnezyum tetkiki yaptırmak çok önemlidir. Kanlarında
mağnezyumu az olan kişilere günde 300-350 mg mağnezyum içeren ilaçlar
verilir.
Mağnezyum eksikliği şu durumlarda sık görülür:
· Mağnezyumun bağırsaklardan emiliminin bozuk olması (bağırsak hastalıkları)
· Besinlerle az miktarda alınması
· İdrar söktürücü ilaçların kullanımı ( Lasix ilacı gibi ilaç alanlarda)
· Gentamisin, amfoterisin, siklosporin gibi antibiyotikleri kullananlarda
· Cisplatin isimli kanser ilacını kullananlarda
· Şeker hastalarında idrarla mağnezyum kaybı fazladır
· Fazla alkol içenlerin çoğunda mağnezyum eksikliği vardır
· Devamlı ishal olanlarda
· Devamlı potasyum ve kalsiyum eksikliği olanlarda
· Yaşlılarda
Yukarıda sayılan durumlarda ilave mağnezyum almak
gerekir. Bu amaçla kan mağnezyumu ölçülmeli ve ona göre mağnezyum
ilaçları alınmalıdır.
Mağnezyum eksikliğinde şu belirtiler oluşur:
· İştah kaybı
· Bulantı, kusma,yorgunluk ve halsizlik
· Depresyon ve kişilik değişiklikleri
· Kaslarda kramp
· Bacaklarda uyuşma, his kaybı
· Kalp atışlarında bozukluk
· Kalpteki koroner damarlarda kasılma
· Bayılmalar, kasılmalar
· İleri mağnezyum eksikliği kalsiyum düşüklüğü yapar.
· Kanda potasyum düşüklüğü olur
Mağnezyum İlacı Nasıl Kullanılır?
Mağnezyum eksikliği koyu yeşil ve yapraklı sebzeleri
bol yiyerek gidermeye çalışmalıdır. Aşırı düşük mağnezyum varsa damar
yoluyla doktor kontrolünde tedavi edilir. Mağnezyum tabletleri ilaç
olarak kullanılır. Bazı mağnezyum ilaçları ishal yapabilir. Böbrek
yetmezliği olanlar mağnezyum ilacı alırken doktora sormalıdır. Bu
hastalar idrarla mağnezyum atamadığından kanda mağnezyum birikir.
Mağnezyum alımı, kemik erimesi (osteoporoz) tedavisi için de
çok faydalıdır. Mağnezyum ilaçlarının çok fazla alınması ishal ve
böbrek yetmezliği yapabilir. Bu nedenle önerilen dozdan fazla
alınmamalıdır.
KAYNAK: Prof Dr Metin Ozata, Vitamin, Mineral ve Bitkisel Urun Rehberi, Gurer yayınları, 2008
ÇİNKO KULLANIMI, FAYDALARI, EKSİKLİĞİ
Çinko, vücudumuzdaki birçok enzimin ve insülin
hormonunun yapısında bulunan önemli bir mineraldir. Çinko vücudumuzda
çoğunlukla iskelet kemikleri ve kaslarda bulunur. Bağırsaklardan
emilmesi için pankreasın salgıladığı enzimlere ihtiyaç vardır. Çinko
vücutta birçok enzimin yapısında bulunur ve ayrıca hücre membranı
dediğimiz hücreyi çevreleyen zarda bulunarak hücreyi oksitleyici
radikallerden korur. Çinko ayrıca RNA ve DNA’yı sabit hale getirir ve
DNA’nın iyi çalışmasını sağlar.
Prostat bezinin ve üreme organlarının iyi çalışması için yeteri kadar çinko alınması gerekir.
Çinko, bağışıklık sistemi
dediğimiz vücut direncinin güçlenmesinde, yara iyileşmesinde, tat ve
koku duyusunun oluşmasında, büyüme, gelişme ve gebelik döneminde
faydalı etkileri olan bir mineraldir. Çinkonun iştah üzerine olan etkileri de vardır ve bu konuda araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır. Sperm hareketinin artmasında çinkonun rolü vardır.
Çinko kuvvetli bir antioksidandır. Vücudumuzda bakır-çinko süperoksit dismutaz (CuZnSOD) isimli antioksidan bir enzimin yapısına girerek bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Günlük çinko ihtiyaç 11 mg kadardır.
Çinko Hangi Gıdalarda Vardır?
Arpa, peynir, sığır eti, kepekli ekmek, tavuk,
yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, balık, patates, ceviz, badem, tam
tahıl, kuru fasulye, lahana, ayçekirdeği, karaciğer, kuzu eti ve
tahıllarda çinko vardır. Kırmızı et ve tavuk eti gibi hayvansal
gıdalarda bulunan çinko daha kolay emilir. Diyete ilave olarak çinko ve demir alınacaksa, ikisinin farklı zamanlarda alınması gerekir.
Çinko Eksikliği:
Çinko eksikliğinde şu belirtiler oluşur:
· Büyümede gecikme
· Kıllarda dökülme ve saç dökülmesi (alopesi), saç renginde değişiklik
· İshal
· Ergenliğe girememe,
· Seksüel gelişim bozukluğu (hipogonadizm)
· Penis sertleşmesinde zorluk (empotans)
· Sperm sayısında azalma (oligospermi)
· Göz ve deri yaraları
· İştah kaybı
· Kilo kaybı
· Yaraların iyileşmesinde gecikme
· Ağız tadında bozukluk
· Bağışıklık sisteminde zayıflık ve kolay hastalanma
· Gece körlüğü
· Cilt hastalıkları
Çinko eksikliği şu kişilerde daha fazla görülür:
· Beslenmede çinko içeren besinlere yer vermeyenlerde
· Sadece damardan beslenen hastalarda
· Fazla alkol alanlarda
· Bağırsak hastalığı olanlarda
· Vejetaryen olanlarda
· Gebelik ve emzirme döneminde
· Uzun süren ishali olanlarda
· Bağırsaklarında Crohn ve ülseratif kolit hastalığı olanlarda
· Sickle cell anemisi denen bir kansızlık türünde
· 65 yaşın üzerindeki yaşlılarda
· Penisilamin isimli ilacı kullananlarda
· Epilepsi ilacı olan sodyum valproate kullananlarda,
· idrar söktürücü ilaç kullananlarda
· Tüberküloz (verem) hastalığının tedavisi için etambutol isimli ilacı kullananlarda
· Siroz hastalarında
· Diyabetli hastalarda idrarla çinko kaybı fazladır.
Bu nedenle şeker hastalarında bağışıklık sistemi bozuktur. Bu hastalara
çinko verilmesi faydalı olur.
Çinkonun Faydalı Olduğu Hastalıklar:
1- Boyu uzamayan veya kilo almayan çocuklarda
çinko yetmezliği olabilir. Büyüme geriliği olan çocuklarda günde 5-7 mg
çinko ilavesi ile büyüme hız kazanmaktadır. Çinko eksikliğinin büyüme
üzerindeki bu etkisinin mekanizması tam olarak bilinmemekteyse de, insülin like growth faktör-1
isimli büyüme hormonu üzerinden olduğu düşünülmektedir. Bu tür
çocuklarınız varsa endokrinoloji ve metabolizma uzmanı bir doktora
başvurmanız gerekir. Burada çocuğunuzun hormonları ve diğer kan
tetkikleri yapılarak değerlendirilecektir.
2- Sık enfeksiyona yakalanan kişi veya çocuklarda vücuttaki çinko araştırılmalı ve eksiklik varsa ilave verilmelidir
3- Çocuk ishallerinde çinko eksikliği araştırılmalı ve eksiklik varsa verilmelidir. Çinko verilmesinin ishalleri azalttığı saptanmıştır.
4- Sık akciğer enfeksiyonu
olan çocuklarda da çinko eksikliği olup olmadığını araştırmak gerekir.
Yaşlı kişilerde görülen akciğer enfeksiyonlarının zemininde çinko
eksikliği bulunabilir ve bunlara çinko verilmesi gerekebilir.
5- Yaşlı kişilerde sık görülen gözün makula dejeneransı hastalığında çinko almanın faydası olabilir. Bunu göz doktorunuzla konuşmanızda fayda vardır.
6- Şeker hastalarında
da çinko eksikliği araştırılmalı ve eksiklik varsa destek tedavisi
olarak alınmalıdır. Diyabetli hastalarda idrarla çinko kaybı fazladır.
7- Gebe ve emziren kadınlar ve yaşlıların ilave
olarak çinko almaları gerekebilir. Bu nedenle çinko tetkiki yapılıp
eksiklik varsa uygun dozda çinko ilavesi gerekir.
8- Sperm sayısı az kişilerde kanda çinko düzeyine bakarak eksiklik vardsa verilmelidir.
9- Ayrıca idrar söktürücü ilaç (diüretikler) kullananlar, kalsiyum ilacı alanlar ve bol posalı beslenenler, bağırsaklarında Crohn ve ülseratif kolit
hastalığı olanlar ve devamlı enfeksiyonu olanlar da ilave çinko almak
faydalı olabilir. Bu hastalıklarınız varsa tedavinizi yapan doktorunuz
ile konuşmanız faydalıdır. Çinko günlük 15 mg’dan fazla
alınmamalıdır.
10. Çinko eksikliğinde tiroid hormon metabolizması
bozulur ve kandaki T3 ve T4 hormonu % 30 oranında azalır. Bu arada T4
hormonunun T3 hormonuna dönüşümünü sağlayan enzim (deiyodinaz enzimi)
çinko eksikliğinde % 67 oranında azaldığından T3 hormon azlığı meydana
gelir. Bu nedenle çinkodan zengin olan peynir, sığır eti, kepekli
ekmek, tavuk, yumurta sarısı,süt ve süt ürünleri, balık, patates,ceviz,
badem, tam tahıllar, kuru fasulye, lahana, ay çekirdeği ve kuzu eti
gibi gıdalarla beslenmek tiroid sağlığımız için gereklidir.
Çinko Eksikliği Nasıl Anlaşılır?
Çinko eksikliği için kanda çinko seviyesini ölçmek
gerekir. Kanda 60 mikrogram/dl’den az ise çinko yetmezliği vardır.
Yalnız kandaki çinko seviyesi dokulardaki çinko hakkında yeterli bilgi
vermez. Dokularda çinko eksikliği olup olmadığını anlamak için
eritrosit alkalen fosfataz veya serum süperoksit dismutaz aktivitesini
ölçmek gerekir. Kanda alkalen fosfataz düzeyinin çok düşük olması da
çinko yetmezliğini düşündürebilir.
Çinko Fazla Alımının Zararı?
Fazla alınan çinko kişilerde bulantı, kusma, ishal
ve karın ağrısı yapar. Genellkle çinko bulaşmış içecekler ve gıdalarla
bu çinko zehirlenmesi ortaya çıkar. Uzun süre çinko alanlarda bakır
yetmezliği ortaya çıkabilir.
KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, Vitamin, Mineral, Bitkisel Urun Kullanım Rehberi, Gurer yayınları, 2008
SELENYUM: BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE GUATR-TİROİD İÇİN ÖNEMLİ BİR MİNERAL
SELENYUM
Selenyum sağlık için gerekli olan bir mineraldir.
Selenyum protein ve DNA sentezine katkıda bulunur. Selenyum vücutta
bazı proteinlerin yapısına girer ve bunlara selenoprotein denir. Bunlar
antioksidan özelliği olan proteinlerdir ve hücreyi hasardan korurlar. Selenyum bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, antioksidan özelliği vardır ve tiroid bezinin iyi çalışmasını sağlar. Virüs üremesini engellediği için HIV tedavisi için araştırılmaktadır.
Selenyum, karaciğerimizin iyi çalışmasını sağladığı
gibi kanserden ve bazı metal zehirlenmelerinden bizi korur. Selenyumun
beyin çalışmasında da etkileri vardır. Selenyum eksikliğinde guatr oluşabilir.
İyot yetmezliği ile beraber selenyum eksikliği varsa guatr daha fazla
görülür. Selenyum yetmezliğinde psikolojik değişiklik, ve kalp kas
bozukluğu saptanmıştır.
Günlük 55 mikrogram kadar selenyum gereklidir.
Selenyum Hangi Gıdalarda Bulunur?
Bir dilim tam buğday ekmeğinde 10 mikrogram selenyum vardır. Ceviz,
et, sakatatlar, balık ve kabuklu deniz ürünleri, kepekli unlar, süt
ürünleri, sebze ve meyveler ve yumurta gibi besinlerde bol miktarda
selenyum vardır.Erkekler günde 75 mikrogram,
kadınlar ise 60 mikrogram selenyum almalıdır.Selenyum kan düzeyinin
normalde 85 mg/L olması gerekir. Bir dilim tam buğday ekmeğinde 10
mikrogram selenyum vardır. Ceviz, et, sakatatlar, balık ve kabuklu
deniz ürünleri, kepekli unlar, süt ürünleri, sebze ve meyveler ve
yumurta gibi besinlerde bol miktarda selenyum vardır.Proteinden
fakir beslenenlerde selenyum yetmezliği sık görülür ve tiroid bezinin
salgıladığı hormonlar vücutta yeterince etki edemezler. Bir dilim tam
buğday ekmeğinde 10 mikrogram selenyum vardır. Bu nedenle beyaz ekmek
yerine tam buğday ekmeği yenmelidir. Ceviz, kırmızı et, balık ve
kabuklu deniz ürünleri, kepekli unlar, süt ürünleri, sebze ve meyveler
ve yumurta gibi besinlerde bol miktarda selenyum vardır. Selenyumun
fazla alınması ise zararlı olmaktadır. Günlük 400 mikrogramdan fazlası
zararlıdır. Yüksek dozda selenyum alınırsa T3 hormonu azalır ve TSH
hormonu artarak hafif tiroid yetmezliği gelişir ve kilo alınır.
Selenyum eksikliğinde vücutta E vitamini azalır ve tiroid bezi iltihabı
daha sık görülür. Bu nedenle selenyum ve E vitamini birlikte vermek
daha faydalıdır
Selenyum Eksikliği:
Şeker hastalarının
kanlarında selenyum düzeyi sıklıkla düşüktür. E vitaminiyle beraber
alınan selenyum, şeker hastalığın organlarda yaptığı hasarı azaltır. C
vitamini, selenyum ve E vitamini birlikte daha iyi antioksidan etki
gösterirler.
Yaşlılarda selenyum eksikliğine bağlı olarak kas güçsüzlüğü olduğu saptanmıştır. Bu nedenle kas güçsüzlüğü olanlarda kan seviyesini ölçmek gerekir.
Selenyum eksikliği sadece damardan beslenen
hastalarda görülebilir. Bu hastalardaki kardiyomyopati denen kalp kas
hastalığı ve kas fonksiyon bozukluğu selenyum eksikliğine bağlıdır.
Çin’de kardiyomyopati denen kalp kas hastalığı ile birlikte görülen
Keshan hastalığı selenyum yetmezliği nedeniyle oluşur.
Selenyum Tedavisi:
Hashimoto denilen tiroid hastalarında antikor
yüksekliğini azaltmak için selenyum verilmektedir. Ancak bu tedavinin
kan selenyum düzeyine bakılarak yapılmasında fayda vardır. KAN SELENYUM DÜZEYİNE BAKMADAN EZBERE SELENYUM İLACI ALMAYINIZ. VUCUDA ZARAR VERIR.
Bağışıklık sistemini destekleyen selenyum kanda eksik ise verilmelidir.
Selenyum eksikliğinde kanser riskinin arttığı saptanmıştır. Selenyum alanlarda kanserden ölüm oranında azalma saptanmıştır.
Selenyum verilmesinin kalp hastalığından koruduğu ispat edilememiştir.
Selenyumun Fazlası Zararlı:
Selenyum rastgele alınacak bir mineral değildir. Kan
seviyesine bakılarak alınmalıdır. Yüksek doz selenyum vücutta zararlı
etkiler yapar. Bu yan etkiler saç dökülmesi, tırnak kırılması,
yorgunluk, karaciğer hasarı, bağırsaklarda bozukluk, dalak büyümesi ve
cilt iltihabıdır. Özellikle günde 400 mikrogramdan fazla alınması
zararlıdır. Kan selenyum seviyesi devamlı 137 mikrogram/dl üzerinde
olan kişilerde diyabet (şeker hastalığı) gelişme riski artmaktadır.
KAYNAK: Prof Dr Metin Ozata, Vitamin, Mineral, Bitkisel Urun Kullanım Rehberi, 2008, Gurer Yayınları
KANDA POTASYUM VE SODYUM DÜZEYİNİN ONEMI
POTASYUM:
Hücrelerin düzenli çalışması için çok gerekli olan
potasyum, hücre içinde hücre dışına göre 30 kat daha fazla bulunur.
Potasyum, sinirlerin iyi çalışmasını, kasların kasılmasını ve kalp
kasının iyi çalışması sağlanır.
Potasyum düşüklüğü,
aşırı kusma nedeniyle, idrar söktürücü ilaçların fazla alınmasıyla,
bazı böbrek hastalıklarında, çok alkol içenlerde aşırı kabızlık ilacı
kullananlarda magnezyum eksikliği olan kişilerde, aşırı kahve içenlerde
ve aldosteron isimli hormonun böbrek üstü bezinden aşırı salgılanması nedeniyle oluşur.
· Çoğu kişinin beslenmesinde tuz alımının fazla, potasyum alımının az olduğu görülür. Fazla sodyum/tuz alımı ve az potasyum alımı birçok kronik hastalığın gelişimine neden olmaktadır.
Günlük 40 mEq/l’den daha az potasyum alınması tansiyon çıkmasına
katkıda bulunmaktadır. Yapılan bir analiz çalışmasında potasyum
alımının 44 mEq/l’ye çıkarılması tansiyonu normal kişilerde kan
basıncında (tansiyonda) 2.4/1.6 mmHg bir azalmaya neden olurken
hipertansif kişilerde 2.4/2.5 mmHg bir azalmaya neden olmuştur. Fazla
tuz yiyenlerde böbrek taşı sık görüldüğü gibi kemik erimesi gelişir.
Diyetteki potasyum alımını artırıp tuzu azaltırsak, şu faydalar oluşur:
· Felç sıklığı azalır
· Tansiyon düşer
· Kemik erimesi azalır
· Böbrek taşı azalır
Günlük potasyum ihtiyacı 4.7 gram kadardır. Potasyum
sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunur. Çok fazla sebze ve meyve
yiyenlerde günde 8-11 gram potasyum alımı olur. Muz, kayısı, hurma,
fasulye, portakal ve ıspanak potasyumdan zengindir. Bir orta boy muzda
467 mg, bir portakalda 237 mg, bir domateste 273 mg, bir avuç bademde
211 mg, bir avuç ayçekirdeğinde 211 mg ve yarım bardak ıspanakta 419 mg
potasyum vardır.
Potasyum kanımızda azalırsa
yorgunluk, halsizlik, kaslarda güçsüzlük, kas krampları ve
bağırsaklarda felç oluşur. Şiddetli potasyum azlığında kaslar çalışamaz
ve kalp ritmi bozulur ve hatta kalp durur. Potasyum ilave olarak alınması gerektiğinde potasyum bikarbonat şeklinde alınmasının daha iyi olduğu saptanmıştır.
Kanda potasyumun fazla olması da zararlıdır.
Potasyum yüksekliği genellikle böbrek yetmezliğinde, bazı idrar
söktürücü ilaçlar kullanıldığında ve aldosteron hormonunun
böbreküstü bezinden az salgılanması durumunda oluşur. Potasyumu yüksek
kişilerde kalp atışlarında bozukluk, el ve ayaklarda uyuşma ve
karıncalanma olur.
SODYUM-SOFRA TUZU:
Sodyum vücudumuzda en çok bulunan minerallerden
birisidir. Sodyum genellikle sofra tuzu veya tuzlu gıdalarla alınır.
Sodyum, damarlar içindeki kanın miktarı ve tansiyonumuzun kontrolünde
önemli rol oynar.
Kandaki sodyumun normal sınırlarda olmasını bazı
hormonlar ayarlamaktadır. Bu hormonlardan birisi böbreküstü bezinden
salgılanan aldosteron hormonu ile kortizol hormonudur. Beynimizde bulunan hipofiz isimli bezden salgılanan antidiüretik hormon (ADH) isimli hormon da kan sodyum düzeyinin az veya çok olmasında etkili olmaktadır.
Kandaki sodyum azlığı genellikle az tuz yenmesinden kaynaklanmaz.
Eğer kandaki sodyumun miktarı 136 mEq/L’nin altına
inerse sodyum düşüklüğü var denir. Kanda sodyum düşüklüğü ya vücutta
aşırı su birikmesi nedeniyle ya da aşırı sodyum kaybı nedeniyle oluşur.
Kortizol hormonunun az olması, tiroit hormonlarının az olması kanımızda
sodyum miktarını azaltabilir. ADH hormonunun aşırı salgılanması ise
vücutta su miktarını artırarak kan sodyumunu azaltabilir. Kandaki
sodyum düştüğünde baş ağrısı, bulantı, kusma, kas krampları, yorgunluk
ve baygınlık meydana gelir.
Aşırı egzersiz yapanlarda ve özellikle maraton
koşucularında kan sodyumunda düşme sık görülür. Bunun nedeni vücutta
sıvı birikimi olmasından ve sıvı atılımı azalmasından ileri gelir.
Bazı ilaçların kullanımı da kan sodyum düşüklüğü yapar. Bu ilaçlar şunlardır: Morfin, idrar söktürücü ilaçlar (Lasix), romatizma ilaçları (ibubrofen, naproksen), Prozac, ve Tofranil gibi psikiyatri ilaçları.
Erişkin bir kişi için günlük 1.5 gram sodyum alımı
(Tuz olarak en fazla 5.8 gram) yeterlidir. Bir besindeki sodyum miktarı
2.5 ile çarpınca tuz miktarı ortaya çıkar. Örneğin bir besinde 1.0 gram
sodyum var demek, 1x2.5= 2.5 gram tuz var demektir.
Tuz alınması ile bazı hastalıkların gelişmesi
arasında ilişki vardır. Diyetteki tuz azaltılınca aşağıdaki
hastalıkların görülme sıklığında azalma saptanmıştır:
· Mide kanseri
· Kemik erimesi
· Böbrek taşı
· Tansiyon
Tuzun fazla alınması bulantı, kusma, ishal ve karında kramp yapar.
KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, Vitamin, Mineral, Bitkisel Urun Kullanım Rehberi, Gurer yayınları, 2010
|