|
GECE YEME SENDROMU VE TIKANIRCASINA YEMEK YEME
Gece Yeme Sendromu:
Gece yeme sendromu, bir günde yenen gıdaların en
azından %25-50’sini akşam yemeği ile ertesi sabah arasında geçen sürede
yenmesi durumudur. . Bu kişilerde sabah kahvaltı yapma isteği veya
iştah yoktur. Diğer önemli bir özellik ise uykuya dalmakta zorluk
çekmeleridir. Bu kişiler gece uykudan uyanır ve buzdolabına koşarak
kontrolsüz bir şekilde aşırı yemek yerler. Gece yeme durumu sıklıkla
stresli kişilerde görülür ve fazla kilolulığa neden olur. Fazla kilolu
kişilerin önemli bir kısmında gece yeme durumu vardır. Gece yeme
sendromu olan kişilerde stres hormonu dediğimiz kortizol hormonu ve
beyinden salgılanan CRH hormonunun salgılanmasında ve strese verdikleri
cevapta anormallik vardır.
Gece yemelerinin altında uyku bozuklukları veya
uykuda nefes durması gibi hastalıklar olabilir. Bu nedenle gece çok
atıştıran ve uykudan uyanıp buzdolabına koşan kişilerde uyku
bozuklukları ve uyku apnesi hastalığı olup olmadığı araştırılmalıdır.
Bu kişilerin çoğu gece yeterli uyku uyuyamadıkları
için gündüzleri uyuklar vaziyette dolaşırlar. Sabahları ise sersemlemiş
bir vaziyette uyanırlar ve çok öfkeli olurlar.
Bu kişilerde psikoterapi, kas gevşeme eğitimleri, egzersiz yapmak ve bazı ilaçların faydalı olduğu ortaya konmuştur.
Gece yemelerini azaltmak için şeker yükü fazla olan
reçel, bal, şeker, beyaz ekmek, patates püresi, beyaz pirinç pilavı
gibi gıdalar almamalı, egzersiz yapılmalı, gece saat 22.00’de yatmalı
ve stres yaratan etkenlerden uzak durulmalıdır.
Tıkanırcasına Yemek Yeme:
Tıkanırcasına yemek yeme (Binge eating) bir
psikiyatrik hastalıktır. Kontrol edilemeyen aşırı yemek yeme nöbetleri
vardır. Fazla kiloluların %1.3-30.1’inde tıkanırcasına yemek yeme
durumu vardır. İlginç olanı tıkanırcasına yeme sıklığı fazla kilolu
olmanın derecesi artıkça artar. Bu kişilerde sıklıkla depresyon
belirtileri vardır ve yeme nöbetleri çoğunlukla gece ortaya çıkar. Yeme
nöbetlerinin iki özelliği vardır:
1. Belirli bir zaman içinde (örneğin 2 saat içinde) başka kişilere nazaran aynı şartlarda daha çok yemek yemek.
2. Bu nöbetler sırasında aşırı yemek yemeyi kontrol edememek.
Bu hastalar aşırı yeme durumundan sıkıntı duyarlar
ve pişman olurlar. Tıkanırcasına yemek yeme hastalığının teşhisi için,
kişinin haftada en az iki kez yeme nöbeti yaşaması ve bunu en az altı
ay sürdürmesi gerekir. Çoğu kişi tedavi olmadan düzelebilirse de bu
kişilerin çoğunda aşırı kilo alma gözlenir. Bu tür yeme nöbetleri olan
kişiler bir psikolog veya psikiyatristen yardım almalıdırlar.
Yemek Yeme Olayının Başlaması ve Sonlandırılması:
Günlük yaşantımızda bize basit gibi gelen yemek
yemeye başlama ve doygunluk hissi duyarak yemeği kesmemiz, aslında
üzerinde uzun yıllardır araştırma yapılan ve hâlâ önemli bir kısmı tam
anlamıyla bilinmeyen bir olaydır. Yemeğe başlama olayında öğrenilmiş
davranışlar, vücuttan gelen uyarılar, psikolojik etkiler, gıdanın
görümü, kokusu, lezzeti, sosyal ortam ve çevre değişiklikleri etkindir
ve bunların hiçbirinin hormonlarla ilgisi yoktur. İnsanlar açlık hissi
duymadan da yemek yemektedirler.
Aslında yemeye başlamamız, daha çok öğrenilmiş bir
olaydır. Yemeğin sonlandırılması ise hormonlarla sağlanır. Yemek
yedikten sonra midenin şişerek gerilmesi ve bağırsaklardan salgılanan
hormonlar doygunluk hissi yaratarak yemeği sonlandırırlar.
Alınan gıdanın içeriği de tokluk hissinde etkili
olur. Proteinler daha fazla tokluk hissi verirken, yağlar fazla
doygunluk sağlamaz. Tersine, yemeğin yağlı olması, yemeğin tadını
artırarak daha fazla yemek yenmesine yol açar. Posalı gıdalar ise
kişileri daha fazla tok tutar.
Gıda alımının başlaması, devam etmesi ve
sonlandırılması vücudumuzdan beynimize gelen bazı uyarıların etkisiyle
olur. Bu sinyal veya uyarılardan bazıları şunlardır:
· Beynimizin hipotalamus bölgesinden salgılanan bazı hormonların iştah üzerinde yaptığı etkiler
· Yemek yiyince kanda artan insülin hormonunun beyinde yaptığı etkiler
· Yağ dokularından salgılanan ve beyine etki eden leptin hormonu
· Kan şekerinin azalması veya artması beyine etki ederek iştahı azaltır veya artırır
· Vücudumuzdaki sinir dokularıyla beyine ulaştırılan iştah ile ilgili bazı sinyaller
· Mide ve bağırsaklardan salgılanan bazı hormonların beyine etki etmesi
Yukarıda belirtildiği gibi gerek beyinden salgılanan
hormonlar gerekse bağırsaklarımızdan salgılanan bazı hormonlar yeme
olayında etkili olmaktadır. Bu nedenle yeme olayının başlaması ve
sonlandırılması çok karmaşık bir olaydır.
Kandaki şeker düzeyinde geçici bir azalma, beyindeki
bazı bölgeleri harekete geçirerek yeme davranışını başlatmaktadır.
Ancak kandaki şeker düşüklüğünün beyin tarafından nasıl saptandığı
henüz tam olarak bilinmemektedir.
Tüm bu sinyallerin karmaşık etkisiyle gıda alımında
düzenleme ve böylece yeme davranışı oluşur. Bu sinyallerdeki küçük bir
hata, aşırı beslenmeye yol açarak kilo alınmasına neden olmaktadır.
Beynimizin hipotalamus bölgesinde, iştahın
düzenlenmesinde rol alan hormonlar daha yeni ortaya çıkarılabilmiştir,
ancak her geçen gün bu bölgeden salgılanan yeni bir hormon
saptanmaktadır.
Beynimizde Bulunan Açlık ve Tokluk Merkezleri
Beynimizin hipotalamus bölgesinde ‘arkuat nukleus’
denen bir bölge vardır ve bu bölge vücudumuzdan gelen uyarı veya
sinyalleri alan ve bunları beynin diğer merkezlerine yönlendiren ve
beslenmeyi düzenleyen bir doyum merkezidir. Beynimizin bu bölgesine
vücudumuzdan salgılanarak buraya kan yoluyla gelen leptin ve insülin gibi hormonlar etki ederek iştah üzerinde etkili olurlar. Hipotalamus’un
yan bölümleri ise bir yemek yeme merkezidir ve bu merkezin hasara
uğraması durumunda açlık, aşırı yeme ve sonunda fazla kilolulık ortaya
çıkar.
Açlık ve Tokluk Sırasında Salgılanan Hormonlar
Hormonlarla ilgili yeni keşifler, insanların nasıl
acıktığı veya nasıl tokluk duyduğunu daha iyi anlamamızı sağlamıştır.
Bununla birlikte insanların neden yemek yediği, bu hormonlarla kısmen
açıklanabilmektedir. İnsanlar vücut ihtiyaç duyduğu için, psikolojik
nedenlerle veya bilinmeyen başka nedenlerle yemek yerler.
En azından bir düzine hormon açlık ve tokluk hissi yaratmaktadır. Son yapılan keşifler kalın bağırsaktan salgılanan PYY3-36 isimli bir hormonun doygunluk hissi verdiğini, mideden salgılanan Ghrelin isimli hormonun yemek öncesi kanda hızla artarak yemeyi başlattığını göstermiştir. Yağ hücrelerinden salgılanan leptin isimli hormon ise iştah konusunda ve kilo alıp vermede insülin
hormonu ile birlikte kilit bir rol oynamaktadır. Bu hormonları kontrol
edebilirsek kilo vermede veya fazla kilolu olmanın tedavisinde büyük
adımlar atılmış olacaktır.
İnsanların bir kısmı tok olduğu halde, yemeye devam
ettiği gibi, huzursuz olduğunda, stresli olduğunda veya üzgün olduğunda
da yemek yer. Ancak şeker yükü fazla olan ve kan şekerini ve insülin
hormonunu kanda hızla yükselten beyaz ekmek, beyaz pirinç pilavı,
kurabiye gibi gıdalar, yendikten kısa bir süre sonra tekrar acıkmaya
neden olmaktadır. Bu gıdalar yendikten sonra kanda yükselen insülin
hormonu kan şekerini daha fazla düşürerek açlık hissi duymamıza neden
olmaktadır. Karbonhidrat, yağ ve protein gibi gıdalar arasında, en
fazla tokluk hissi veren proteinlerdir. İştahın veya tat almanın
oluşmasında genlerimizin rolü de büyüktür. Bazı bilim adamları ise
insanların her gün aynı hacimde gıda aldığını, bu nedenle gıda hacminin
posalı gıdalar, meyve ve sebzelerden oluşmasının kilo kaybında önemli
olduğunu ileri sürmektedirler.
Açlık durumunda hormonlarımızda da bazı değişiklikler olmaktadır. Açlık durumunda kandaki şeker düşünce böbrek üstü bezinden adrenalin hormonu salgılanır. Arkasından pankreas bezinden glukagon isimli hormon salgılanır. Bu hormonlar yani adrenalin ve glukagon karaciğer ve kaslarda depolanmış olan şekerin kana karışmasını sağlarlar ve kan şekeri daha fazla düşmez. Ancak glikojen dediğimiz bu glikoz depoları
biterse kan şekeri düşmeye başlar. Düşen şeker bu depo şekerden
karşılandığı gibi proteinlerin şekere dönüştürülmesi ile de
dengelenmeye çalışılır. Ancak vücudumuzdaki yağlardan şekere dönüşüm
olmaz. Burası çok ilginçtir. Kandaki şeker fazla olunca yağ halinde
depolandığı halde, yağlar şeker haline dönüşemez. Bu nedenle şeker
azlığının olduğu uzun açlıklarda bu defa yağ asitleri yanmaya başlar.
Bu arada kandaki insülin ve leptin hormonu da azalır. Bu
yağ asitleri yanınca vücudumuzda keton denen başka yağ asitleri oluşur
ve beynin çalışması için bunlar kullanılmaya başlar. Vücutta artan
ketonlar da açlık hissini artırır.
Beyinde Oluşan, Mutluluk ve Doygunluk Hazzı Veren Serotonin Hormonu:
İştah ve uykunun düzenlenmesinde rol oynayan çok önemli bir hormon olan serotonin beyinde salgılanır. Yediğimiz karbonhidratlar insülin salgılanmasını uyarırken, serotonin hormonunda da geçici olarak aşırı bir salınmaya neden olurlar. Beyinde serotonin azalınca tatlı şeylere hücum eder, tatlı yemek isteriz. Özellikle çikolatada bol bulunan triptofan isimli aminoasit beyinde serotonine dönüşerek mutluluk verir. Atıştırma ile pankreas bezinden insülin salınır ve bu insülinserotoninin
geçici olarak yükselmesini sağlar. Böylece fazla kilolulık için bir
tuzak olan bu atıştırmalar kilo almaya neden olur. Bu nedenle insülin ve serotoninin kontrol altına alınması kilo kaybı açısından çok önemlidir. Stresli durumlarda da beyindeki serotonin azalır ve daha fazla serotonine ihtiyaç duyulduğundan atıştırmalar başlar. Bu nedenle kilo vermek isteyen kişiler düzenli bir serotonin salgısı için düzenli uyumalı ve stresten uzak durmalıdır.
|